FRAGMANI OLMAYAN HAYATLAR VE SAHTE YÜZLER SAHNESİ - Erol ŞEKER
Erol ŞEKER

FRAGMANI OLMAYAN HAYATLAR VE SAHTE YÜZLER SAHNESİ

Erol ŞEKER

Genç meslektaşım, müstakbel acar muhabirim Özge Oral…
Son köşe yazısında felsefi derinliği olan, mükemmel bir soruyla açtı perdeyi: 
“Önce fragmanı izlesek olmaz mı?”
Ne kadar naif, ne kadar sığınılacak bir arzu değil mi? Ancak benim derdim hayatın sinematik bir fragmanının olup olmaması değil. Benim derdim; o fragmanın arkasına saklanan, her geçen gün çoğalan, maskeli ve güvenilmez yüzler.
Özellikle son yıllarda, belli seviyedeki siyasetçilerimiz ve yöneticilerimiz bu sahte yüzleri hemen her gün meydanlarda, ekranlarda bizlere beklenenden çok çok sunuyorlar. Seçim öncesi vaatler dağları aşıyor, dillerinden dürüstlük akıyor, duruşları güven veriyor.

Ama ne yazık ki bu riyakarlığın ne iktidarı var ne muhalefeti…

Yüzde yüze yakının ki; o koltuğu kapana kadar "abi, kardeş, dost", hatta şimdiki gençlerin deyimiyle "kanka" olanlar; o gücü ve makamı elde ettikleri an evrim geçiriyorlar.

Dün namus abidesi kesilenler bugün yolsuzluk görselleriyle karşımıza çıkıyor; hırsızlara verip veriştirenler bakıyorsunuz ki deveyi hörgücüyle götürüyor. Çıkar uğruna anasına, babasına, kan bağı olanlara yalanlar söyleyip taklalar atan bu kimlikleri gördükçe sormadan edemiyorum: Ne ara bu kadar kirlendik?
Paraya göz dikenler, insanların namusuna ve haysiyetine el uzatanlar, sonra da hiçbir şey olmamış gibi arsızca sırıtanlar…

Hele arkalarında bir de maddi güç varsa, pervasızlıkta doruk noktaya ulaşıp öyle bir laf salatası yapıyorlar ki şaşırmamak elde değil.

Bizler bu sahte tipleri şaşkınlıkla izlerken, geleceğimiz, evlatlarımız avuçlarımızdan değil, resmen kucağımızdan kayıp gidiyor.
İşte tam bu noktada, Türkiye'nin büyük ve geniş dertlerini bir kenara bırakıp yerel bir hikayeye, Samsun İlkadım Haznedar Konakları hikayesine kulak kabartmak gerekiyor.

Lütfiye Özmen ve eşi o yıllarda başlarına geleceklerin fragmanını görebilselerdi, bu çetrefilli işlere asla girmezlerdi.

Lütfiye Hanım eşinin vefatının ardından tek evladına tutunmak isterken; milyarlık işlerin, karanlık dünyaların ve o dünyaların acımasız isimlerinin hedefi haline geleceğini bilseydi, 
o eşikten adımını atar mıydı?
Fakat Özge’nin dediği gibi; belki de hayatın bize fragman vermemesinin sebebi, bu sahtekarları önceden bilmememiz gerektiğindendir.

Bilseydik, herkes birbirinin o karanlık, pis kimliğini önceden görür ve ona göre önlem alırdı. O zaman ne bir belediye başkanı, ne bir milletvekili, ne bir müdür kalırdı ortada.

Yaşamanın tadı tuzu, heyecanı kalmazdı. Doğruyu ve yanlışı seçebilme hürriyetimiz, yani bizi "insan" yapan o irade ortadan kalkardı.

Hırsız belli, hain belli, sahtekar belli olsaydı; devlet neden kuruldu, kanunlar neden konuldu, yargı niye var, dinler niye indirildi?
Demek ki insan olmanın fragmanı zaten en başında yazılmış: Yaratana ve yaratılana karşı dürüst olmak. İnsan, fragmandan ziyade kendisi olabilmeli; özü sözü bir kalabilmeli.
Bugün yargıda, hükümette, devlette, bakanlıklarda, belediyelerde ve daire amirlikleri seviyesinde en büyük amaca kilitlenmeliyiz:

Dürüstlük ve kanunlara kayıtsız şartsız bağlılık.

İşte demem o ki gelecek nesilleri kurtarmanın tek yolu; bu makamların hırstan arınmış, ahlakı rehber edinmiş, düzgün karakterli insanlarla dolmasıdır.
Eğer yöneticilerimiz şahsi çıkarlarını değil, hukukun üstünlüğünü ve milletin menfaatini gözetirse, o zaman hayatın fragmanına ihtiyacımız kalmaz.

Çünkü biliriz ki filmin sonu ne olursa olsun, adalet ve dürüstlük daima kazanacaktır.
Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir...

Değil mi?

Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın…

Yazarın Diğer Yazıları