Sabah sabah bir türküyle açtık gözümüzü. Aslında güne ilk etapta bir pop şarkısıyla başlamıştım. Fakat bazen insanın yolu, farkında olmadan kendisine iyi gelen yere çıkıyor. Benim yolum da bugün türkülere çıktı.
Türkülerin öyle sözleri vardır ki sadece kulağa değil, doğrudan gönle dokunur. Her kelimesinin arkasında yaşanmışlık, her ezgisinin içinde bir hikâye saklıdır. Sanki yıllar önce birileri oturmuş, acısını da sevincini de hasretini de bir ezgiye bırakmış; bize de aradan geçen zamana rağmen o duyguları hissetmek kalmış.
Şimdiki şarkı sözlerinde bazen ağzımıza geleni söyleyebiliyoruz. Oysa türkülerde bir incelik, bir bekleyiş, bir saygı var. Bir ozan sevdayı anlatırken bile kelimelerini özenle seçiyor. Çünkü sevda sadece söylemekle değil, hissetmekle ilgili.
Elbette mesele pop müzik ile türkü arasında bir yarış değil. Herkesin ruhuna dokunan, kendini bulduğu bir müzik vardır. İnsan hangi duygu içindeyse ona iyi gelen sesi arar.
Türkülerin sözlerinde ve ezgilerinde saklı olan o derinlik ise bambaşkadır. Sanki bir zamanlar bazı insanlar yaşamış, bazı sevdalar yaşanmış ve bize de onların hikâyelerini dinlemek kalmış gibi...
Gerçek midir, yoksa insanoğlunun hayal dünyasının bir yansıması mıdır bilinmez. Ama bu duygunun en güzel örneklerini veren çok isim vardır. Neşet Ertaş ise bambaşka bir yerde durur.
"Bir anadan dünyaya gelen yolcu
Görünce dünyaya gönül verdin mi
Kimi büyük, kim böcek, kimi kul
Merak edip hiçbirini sordun mu
Bunlar neden, nedenini sordun mu?"
Büyük usta bu sözlerle sadece bir türküyü değil, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmıştır. Nereden geldiğimizi, neden yaşadığımızı ve bu hayatın içinde kendimize ne kadar soru sorduğumuzu hatırlatır.
Gönül isterdi ki aşkla, sevdayla ilgili bir örnek vereyim. Ama birbirini anlamayan insanlar nasıl sevebilir ki?
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, sadece sevmek değil; anlamak, dinlemek ve hissedebilmek.
Bugün bu türkü benden size gelsin...