Elinde telefonla uyuyup, sabah yine o telefonun alarmıyla uyananlardan mısın sen de? Yalnız değilsin, hepimiz öyleyiz.
Binlerce takipçi, yüzlerce beğeni, bitmeyen bildirim sesleri... Hareketli, çok renkli hayatlarımız var güya o küçük ekranların içinde. Herkes çok mutlu, herkes çok sosyal.
Ama akşam olup da o ekranın ışığı sönünce başlıyor asıl hikaye. Kalıyoruz baş başa kendi sessizliğimizle.
Gülüyoruz Ekranlara, Kalabalıklar İçinde Yapayalnızız Aslında
Bir fotoğraf paylaşıyoruz mesela. Altına düzinelerce yorum yığılıyor hemen. "Çok güzelsin", "Harika görünüyorsun", "Harikasın"...
Seviniyoruz içten içe. Değerli hissediyoruz kendimizi. Ama sormak lazım şimdi:
O fotoğraftaki gülüşün ardındaki hüznü kaç kişi görüyor?
"Nasılsın?" diye soran o yüzlerce mesajdan kaçı sahici?
Yalnız hissettiğinde, gece yarısı çekinmeden arayabileceğin kaç insan var o listede?
Kocaman bir illüzyon bu yaşadığımız. Dokunmadan seviyor, konuşmadan anlaşıyoruz güya. Bir kalbe tıklamak, gerçekten dokunmanın yerini tutabilir mi hiç? Tutmuyor işte.
Göz Göze Gelmeyi Unuttuk
Otobüste, kafede, yolda yürüken... Kafalar hep eğik, gözler hep o parlak camlarda. Yanı başımızdaki insanı görmüyoruz artık. Onun gözlerindeki yorgunluğu, yüzündeki o ufacık tebessümü kaçırıyoruz.
Kelimelerimiz kısaldı bizim. Duygularımızı emojilere sığdırdık.
Sarı bir gülen yüz yolluyoruz dertli bir arkadaşa. O sarı kafa yetiyor mu acıyı hafifletmeye? Sarılmanın sıcaklığını veriyor mu o soğuk pikseller?
Kendimizden Kaçıyoruz
Belki de bu yüzden bu kadar çok bakıyoruz o ekranlara. Kendimizle kalmaktan, o odadaki sessizlikten korkuyoruz çünkü. İçimizdeki o boşluk ses vermesin diye gürültü yaratıyoruz sürekli sosyal medyada.
Ama nereye kadar?
Yavaş yavaş eksiliyoruz aslında bu kalabalıkta. Kendimize yabancılaşıyoruz her gün biraz daha.
Gelin, bugün bir delilik yapalım.
Kapatın o ekranı birkaç saatliğine. Bırakın bildirimler biriksin, beğeniler eksik kalsın.
Gidin, pencereden dışarı bakın. Rüzgarın sesini dinleyin.
Gerçekten yanınızda olan birinin gözlerinin içine bakın, uzun uzun.
Çünkü hayat orada, o küçük cam kutunun dışında akıp gidiyor. Bizse sadece izliyoruz.