Bugün 17 Ağustos. Takvimdeki sıradan bir tarih değil bu bizim için. İçi sızlayan bir hafızanın, geçmeyen bir sızının yıl dönümü. Tam 03.02’de, yataklarımızda mışıl mışıl uyurken sallandı yer. Sadece 45 saniye sürdü belki ama koca bir ülkenin hayatını, geleceğini altüst etmeye yetti o kısa zaman.
Aradan bunca yıl geçti, çeyrek asır devrildi neredeyse. Ama o gecenin karanlığını, beton yığınlarının arasından yükselen o çaresiz sesleri unutmak mümkün değil. Golcük’ten Kocaeli’ye, Sakarya’dan Yalova’ya, İstanbul’a kadar her yerde aynı feryat yükseldi o sabah. Bir anda yok olan evler, yarım kalan hikayeler, bir daha hiç kavuşulamayan sevdikler... Toprağın ne kadar acımasız olabileceğini, betonun ne kadar soğuk olduğunu o gece öğrendik hepimiz.
Öyle resmi anma cümleleriyle, süslü laflarla geçiştirilecek bir acı değil bu. 17 Ağustos, bu toprakların aldığı en ağır derslerden biri. Unutmamak gerekiyor yaşananları. Sadece yitirdiğimiz canların aziz hatırası için değil; bir daha aynı çaresizliği, aynı feryadı yaşamamak için de unutmamak şart. Depremin bir doğa olayı, ama ihmalin ve tedbirsizliğin felaket olduğunu aklımızdan hiç çıkarmamamız lazım.
Bir anlığına durup düşünelim o acıları ve ibret alalım…
O gece kaybettiğimiz binlerce canı saygıyla, rahmetle analım.
Ve kendimize soralım içtenlikle: Gerçekten ders aldık mı o en uzun geceden?