Bazen içimi ağır bir yorgunluk kaplıyor.
Savaş haberleri, felaketler, ekonomik krizler, kavgalar...
Dünya her geçen gün biraz daha sertleşiyor, insan insanın kurdu olmaya devam ediyor sanki.
Ama tam her şeyden umudu kesecek gibi oluyorsun, bir haber çıkıyor karşına.
Şehrin öte yakasında ya da dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığı birinin yarasını sarmak için yollara düşmüş insanları görüyorsun.
İşte o an anlıyor insan; bizi bu yeryüzünde tutan, birbirimize bağlayan tek bir harç var, o da insani yardım.
Öyle büyük bütçeli vakıflardan, kameralar karşısında kesilen kurdelelerden bahsetmiyorum sadece. Komşunun kapısını çalıp bir kap sıcak çorba uzatmaktır bazen insani yardım. Bir afette gözünü karartıp enkazın altına girmektir, cebindeki son parayı tanımadığı bir çocuğun okul masrafına bölüşmektir. Hiçbir karşılık beklemeden, sadece "insan" olduğu için bir başkasının derdiyle dertlenmektir.
Şimdilerde her şeyin bir fiyatı, her ilişkinin bir çıkarı var gibi davranıyoruz ya, işte insani yardım bu ezberi bozuyor. Çıkarın, pazarlığın bittiği yer orası. Merhametin ve vicdanın devreye girdiği o ince çizgi. Bir insanın bir başkasına "Yalnız değilsin, ben buradayım" deme şekli.
Süslü nutuklara, büyük laflara hiç gerek yok aslında. Dünyayı tek başımıza kurtaramayız belki, doğru. Ama bir tek insanın bile yükünü azıcık hafifletebildiysek, o zifiri karanlıkta küçücük bir mum yakabildiysek, insan kalmayı başarmışız demektir bu hayatta.
Çünkü günün sonunda bizden geriye kalacak tek şey, bir başkasının hayatına bıraktığımız o sessiz iyilikler olacak.