İnsanoğlu var olduğundan beri sevincini, kederini, inancını ve aşkını hep hareketle ifade etti. Ateş başında yapılan ilk ritüellerden modern sahnelerin dev prodüksiyonlarına kadar dans, insanlığın ortak mirasıdır. 29 Nisan Dünya Dans Günü, işte bu kadim mirası onurlandırmak ve dansın birleştirici gücünü kutlamak için var.
Dansın en büyüleyici yanı, dil barajını yıkıp geçmesidir. Dünyanın öbür ucundaki bir insanın figürlerinden, ne hissettiğini bir bakışta anlayabilirsiniz. Bir valsin zarafeti, flamenkonun tutkusu ya da bir zeybeğin heybeti; hepsi aynı şeyi söyler: "Ben buradayım ve hissediyorum." Dans, kalpten kalbe kurulan en kısa yoldur.
Dans etmenin fiziksel faydaları saymakla bitmez; esneklik kazandırır, koordinasyonu geliştirir ve bedeni dinç tutar. Ancak asıl mucizesi ruhadır. Müzikle uyum içinde atılan her adım, zihindeki stresi dağıtır ve mutluluk hormonu salgılatır. Dans eden insan, kendi bedeninin sınırlarını keşfederken aslında zihninin zincirlerini de kırar.
Dans etmek için profesyonel bir eğitim ya da mükemmel bir teknik gerekmez. Evin ortasında en sevdiğiniz şarkı çalarken, mutfakta iş yaparken ya da sokakta duyduğunuz bir ritimle sallanırken de o büyünün bir parçası olursunuz. Dans; yaş, cinsiyet veya yetenek tanımaz. Sadece içten gelen bir dürtüye teslim olmaktır.
Hayat bazen çok gri ve ağır gelebilir. İşte o anlarda ritme kapılmak, renkleri geri getirir. Bugün kendiniz için bir güzellik yapın; en sevdiğiniz müziği açın ve bedeninizi serbest bırakın. Unutmayın, "dans eden bir milletin ruhu asla esir edilemez."
Dünya Dans Günü kutlu olsun. Adımlarınız müzikle, ruhunuz dansla dolsun!