Hasan TOPUZ

Hasan TOPUZ

Emekli Öğretmen - Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

GÜLER MİSİN? AĞLAR MISIN?

A+A-

Sevgili Dostlar;

Yakın geçmişimizde meşhur, anlı şanlı bir 28 Şubat yaşamıştık. Öyle bir 28 Şubat 1997 olayı idi ki, ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Olayın adını da bizzat kendileri koymuşlardı. Post modern darbe demişler. Aslında postu filan yoktu basbayağı darbe yapmışlardı. Çeviklerimiz, Kosnak’larımız, Karadayı’larımız, rakıcı Erkaya’larınız vardı. Müslim gündüzler, Fadime şahinler 28 Şubat tiyatrosundaki rollerini iyi oynuyorlardı. Provokasyonlar alenen yapılıyordu. Başörtüsü yasağını protesto eden vatandaşların üzerine gayri Müslim bir aileye mensup genç kızı, işte cesur yürek diye salmaları korkunç bir tahrik olayı idi. ABD’ye temas ve görüşmelerde bulunmak için giden devlet bakanı Abdullah gül’den ayrı olarak çevik paşa’da Washington ‘da temaslarda bulunuyordu. Abdullah gül bir yanda basın toplantısı yaparken öbür yanda çevik paşa demokrasiye balans ayarı yaptık demeçleri veriyordu. Koskoca Türkiye cumhuriyeti rezil kepaze oluyordu… Batı çalışma grubu üstü kapalı bir darbe yapmış, bütün ipleri eline almıştı. Fişlemedikleri insan kalmamıştı. Müslüman’ım diyen kim varsa takip altındaydı. Sorgusuz sualsiz ordudan subaylar atılıyordu. Subaylar atılmakla kalmıyor, sivil hayatta bir işe girmemeleri için elinden gelen her türlü baskıyı yapıyorlardı. Jandarma adeta irtica avına çıkmıştı. İnanç sahiplerine kan kusturuyorlardı. Yirmi sekiz şubatçıların tek hedefleri vardı: refah yol hükümetini yıkmak. Milli iradenin getirdiği bu iktidar yok olmalıydı. Zafere ulaşmak için her yolu mubah sayıyorlardı. Zamanın cumhur başbakanı Demirel’in komutasında topyekûn savaş ilan etti. Yaptıklarını Atatürkçülük adına yaptıklarını söylüyorlardı. Oysa kazın ayağı öyle değildi. Arkalarında sam amca vardı. Küresel sermaye onlara her türlü desteği veriyordu. Erbakan hükümeti yıkılmalı idi. İsrail Devleti 28 Şubatçılarla beraberdi, sömürücü sermaye onlarla idi. Medya savaşçı askerler gibi mücadele ediyordu. Sonunda muratlarına erdiler. Erbakan hükümetini devirdiler. Mesut Yılmaz’ı başbakan yaptılar. Ecevit’i de aynı kervana kattılar. Ekonomiyi dervişle beraber küresel sermayeye teslim ettiler. Bankalar hortumlandı. Yirmi bir tane banka kapandı. Milli servetler yurt dışına kaçırıldı. Yeşil sermaye avına çıkarak ekonomiyi perişan ettiler. Görünürde iktidarda Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz vardı ama asıl derin iktidar bin yıl sürecek denilen 28 Şubat darbesi idi. Bu ucube 28 Şubat darbesi Türkiye’yi elli yıl geriye götürdü. İMF ekonomimizin bağrına karasaplı bıçak gibi saplandı.

BU HALE GÜLÜNMEZ Mİ?

Aradan yıllar geçti, devir değişti devran döndü. 28 Şubatçılar ellerindeki iktidarı kaybettiler. Kaymaklı kadayıf artık ellerinden çıkmıştı. Atatürkçülük numaralarını artık halk yutmuyordu. İki bin üç yılında yapılan seçimlerde hüsrana uğradılar. Belediye başkanlığından atıp hapse tıktıkları ve muhtar bile olamazsın dedikleri adam iktidarı ele geçirmişti. İki bin üç yılından bu güne kadar on yıla yakın bir zaman geçti. Muhtar bile olamazsın dedikleri adam hala başbakan ve arkadaşı cumhurbaşkanı iktidarı tekrar ele geçirmek için neler yapmadılar ki? Ciltler dolusu kitaplar yazılsa yetmez. Orduyu göreve çağırdılar olmadı. Darbe yapalım dediler ağızlarına gözlerine bulaştırdılar. Birçoğu mahkemelerde hesap veriyor. Anlı şanlı generaller hapishanelerde gün sayıyor. Cumhurbaşkanı olamaz dedikleri adam söke, söke cumhurbaşkanı oldu. Referandum da hepten kaybettiler. Yargıdaki üsleri uçtu gitti.

Rahmetli Erbakan Hoca’nın anasından emdiği sütü burnundan getirmişlerdi. Şimdi Erbakan’a haksızlık yapmışız diyorlar. Hoca Milli inişte Erdoğan siyaset oyununu öğrenmişti. Biliyordu ki, 28 Şubat zihniyeti bütün gücünü son amcadan, İsrail lobilerinden ve küresel sermayeden alıyordu. Darbecilerin bütün hamlelerini boşa çıkardı. Aslında 27 Mayıs 1960 darbesi dahil bütün askeri müdahalelerin arkasında yukarda saydığım güçler vardı. Bizim zavallı darbe severler biz güçlüyüz, kabadayıyız, asarız, keseriz diye düşünüyorlardı. Elli yıldır yaptıkları darbelerle güzel yurdumuzu felç etmişlerdi. Açık konuşalım ben AKP’li değilim. Başbakan’ın da sevdalısı değilim bunun böyle olduğunu Çarşamba’da küçük çocuklar bile bilir. Fakat yiğidi öldür ama hakkını da teslim et derler. Doğru bir sözdür. Ne yaptılarsa Erdoğan’ı yıkamadılar. On iki Haziran da yeni bir seçim var bu senede hiç umutlar yok.

Son olarak yeni bir oyun oynuyorlar. Kendilerini anti Amerikancı olarak tanıtıyorlardı. Hükümet ve Erdoğan Amerikacı, İsrailci, onlar süper milliyetçi (!). idiler. Amerikan uşağı saydıkları hükümeti Amerika’ya şikâyet ediyorlar. Güler misin, ağlar mısın?

Geçenlerde bir kısım basın mensubu gözaltına alınıp tutuklandı. Merkez medyaya mensup bu gazetecilerin durumu ile ilgili olarak ABD Ankara büyük elçisi gazetecilerin tutuklanmasını kınadı. Avrupa parlamentosu bu tutuklamaları tenkit etti. Ayrıca mahkemelerin uzun sürdüğünü ve tutuklamaların haksız olduğunu belirtti. İşte 28 Şubat darbesini alkışlayanlar şimdi Amerikancı saydıkları hükümeti yine Amerika’ya şikâyet ediyorlar. Amerikan Büyükelçisinin demecinden medet umuyorlar. Manşet yaptıkları andıçları unuttular. “bu alçakları tanıyın” diye manşet yapıp, en önde gelen yazarları teşhir ettiklerini unuttular. Birisi çıksa aynı gazetelerin darbe yıllarında yaptıkları manşetlerden kitap yapsa bunların foyası büsbütün meydana çıkar. Yirmi sekiz Şubat darbesinde generaller yargı mensuplarını çağırıp saatlerce bilgi verdiklerinde aynı gazeteler generaller alkış tutarlar mı? Şimdi ne yaptılarsa Silivri’dekileri kurtaramıyorlar. Darbeciler Silivri de hesap veriyor bizim malum medya onları savunmaya devam ediyor. Odadaki yoldaşlarını kurtarmak için yürüyüş üstüne yürüyüş yapıyorlar. Amerikancı olarak suçladıkları hükümeti Amerika’ya şikâyet ediyorlar. Amerikan büyük elçisinin verdiği demeçten medet umuyorlar. Bu arada İklim Bayraktar olayını unutturmaya çalışıyorlar. Sevgili Dostlar, Söyleyin, ne yapalım? Bu darbecilerin haline, ağlayalım mı? Yoksa gülelim mi? Başka bir deyişle güleriz ağlanacak halimize! Selam ve Dualarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum