İnsanlar artık duygularını göstermek için takvimlere ihtiyaç duyuyor. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Kadınlar Günü… Belki de modern dünya sevgiyi ve değeri spontane yaşamayı unuttuğu için bu özel günleri icat etti. Üstelik çoğunun arkasına da insanları etkileyecek acıklı hikâyeler yerleştirildi.
Uzaktan bakınca aslında sistemin bizi yavaş yavaş aynı düzene alıştırdığını görüyoruz. Kapitalist düzen sadece tüketimi değil, duygularımızı bile yönlendiriyor. Ve işin en ironik tarafı, o çarkı kendi elimizle çeviriyoruz.
Balık sadece içinde yaşadığı okyanusu biliyor. Dışına çıkarsa yaşayamayacağını düşünüyor. Belki de toplumun dayattığı düzen de böyle. İnsan, alıştığı kalıpların dışına çıkarsa yalnız kalacağını sanıyor. Oysa belki de balık küçük bir gölde daha rahat nefes alacak.
Bugün sosyal medyada insanlar acılarını bile paylaşma ihtiyacı hissediyor. Mezar fotoğrafları, kayıp paylaşımları, uzun vedalar… Tamam, acı gerçektir ve herkes farklı yaşar. Ama insan bazen şunu düşünmeden edemiyor: Acıyı ilan etmek gerçekten yükü hafifletiyor mu, yoksa insanlar anlaşılmadıkları için mi görünür olmaya çalışıyor?
Hayat kısa ve insan sevdiğine sevgisini göstermek için özel gün beklememeli. Bir çiçeği sadece 14 Şubat’ta almak, bir anneyi sadece bir gün hatırlamak ya da bir babaya yılda bir kez değer vermek… Sevginin takvime sığacak kadar küçük bir şey olmadığını artık anlamamız gerekmiyor mu?