Türkiye günlerdir Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden yürüyen bir "Mutlak Butlan" tartışmasına kilitlenmiş durumda.
Mahkeme kararları, üç yıl geriye sarmaya çalışılan kurultaylar, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında Güvenpark-Anıtkabir hattına sıkışan o amansız kavga…
Peki, sahiden neyi seyrediyoruz? Basit bir parti içi iktidar savaşını mı, yoksa çok daha derin, çok daha vahim bir oyunun sahneye konuluşunu mu?
Oturup düşündüğümüzde tablo aslında ülkesini seven birisi için çok net: Bu kavga, Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun kavgası değil. Bu kavga; adı bazen sağ-sol, bazen Türk-Kürt, bazen de FETÖ olan o kirli küresel tezgahların, bugün "siyaset" maskesiyle önümüze sürülmesidir.
Dün silahla, darbeyle, terörle bu ülkeyi dizayn edemeyen dış mihraklar; bugün ana muhalefet partisinin genleriyle oynayarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni adeta bir Ortadoğu ülkesine çevirme, bir "modern kölelik" düzenine mahkûm etme operasyonunun ilk tohumlarını ekiyorlar.
En acısı da ne biliyor musunuz? Bu tehlikeli oyunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin eliyle ve onun gölgesine sığınılarak yapılması!
Her zaman söyledim: “Mustafa Kemal Atatürk’ü ismiyle, fikirleriyle yaşatmak varken; onu sadece resimlerle, heykellerle putlaştırmanın, her sıkışıldığında arkasına saklanılacak bir kalkan gibi görmenin bu ülkeye de Ata'nın aziz hatırasına da faydası yoktur.”
O, yüz binlerce şehidin önünde geçerek Liderlik yapmış ve imkansızı başarmış, bu toprakları kanla sulayarak Cumhuriyeti kurmuş, Osmanlı’dan bugüne bu coğrafyanın gördüğü en büyük sivil liderdir.
Onun mirasını ve kurduğu devleti, bugün adı şaibelerle, para kuleleriyle, koltuk hırslarıyla, dindar kisvesiyle anılan yapılara meze ettirmemek her Türk vatandaşının namus borcudur.
İşin aslı bizler; 1965 ve sonrasında doğan, yokluğu da varlığı da gören, çarık kokusundan dijital çağın zirvesine kadar her döneme şahitlik eden o sancılı kuşak, bugün gelinen noktayı çok iyi analiz etmek zorundayız.
Üzülerek belirtmeliyim ki; Farkında mısınız bilemem lakin, karşımızda sadece siyasallaşmış bir yargı, dejenere olmuş bir demokrasi veya çökertilmiş bir ekonomi yok; karşımızda milli kimliğini, örfünü, dinini ve adalet duygusunu kaybetmek üzere olan, bilerek sağır ve körleştirilen bir toplum tehlikesi var.
Koskoca bir tarih yazılı sayfalarda tahrif edilmiş olabilir; ancak en ürkütücü durum dijital çağın gençliği geçmişi okumuyor da olabilir.
Ama bu ülkenin namuslu bürokratları, vatansever evlatları tüm gerçeği çıplaklığıyla görmektedir.
Siyasetçilerin kendi çıkarlarına göre yonttuğu tarih değil, bu toprakların yalın gerçeği bize bağırıyor:
“Bu liman, bu istasyon son istasyondur!”
Kimse unutmamalıdır ki; Kağıt üzerinde bir partiyi "mutlak butlan" kararlarıyla 3 yıl geriye götürebilirsiniz. Ama bu basiretsiz siyaset anlayışıyla koca bir ülkeyi uçuruma, yok oluşa sürüklersiniz.
Gün, siyasetçilerin kurduğu sahte sahnelerde figüran olma günü değildir. Gün; Ay-Yıldızlı al bayrağa sıkı sıkıya sarılma, çıkarı ve cebi için değil, vatanı için elini hatta tüm gövdesini taşın altına koyma günüdür.
Kalan o son umut ışığını ne mutlak butlan ne de küresel şer odakları söndürebilir.
O ışık, bu milletin özünde, milliyetçi ve devletçi damarında hala mevcuttur ve yeniden güneş gibi parlamak zorundadır!
Yeter ki Türk gücünü unutmayıp Gazi Mustafa Kemal’in deyimi ile “Bir Türk cihana bedeldir”
Unutanlara yeniden hatırlatmak umuduyla…
Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın…