Her anne, evladını bu vatana, ailesine hayırlı bir birey olsun, adaletli ve ahlaklı yetişsin diye büyütür. Toplumun en kutsal yapısı ailedir.
Ancak son dönemde değerlerin nasıl aşındığını, adalet duygusundan yoksun zihniyetlerin geleceğimizi nasıl tehlikeye attığını gördükçe insanın içi sızlıyor.
Arkasından iyi konuşulmayan, topluma hayrı dokunmayan her birey, aslında bu ülkenin yarınlarından çalıyor. İnsan ister istemez hayıflanıyor...
Neyse, bu toplumsal serzenişi bir kenara bırakıp, asıl canımızı yakan, sporun ruhuna gölge düşüren o kritik güne dönelim.
***
Gözlerimizi umutla 3. Lig’e yükselme final maçına çevirmiştik.
Ancak İstanbul Sarıyer Yusuf Ziya Öniş Stadyumu’nun çimlerinde futbol adına bir mücadele mi izledik, yoksa önceden yazılmış bir senaryonun sahnelenmesine mi şahit olduk?
Bu sorunun cevabı, maçı izleyen milyonların vicdanında saklı…
Şimdi açıkça sormak gerekiyor: Türk futbolunu her geçen gün geriye götüren bu yönetim anlayışıyla, TFF ve MHK nereye koşuyor?
Bitlisspor ile Çarşambaspor arasındaki o mücadele, maalesef bir spor müsabakası olmaktan çıkarılıp ciddi soru işaretlerinin barındığı bir organizasyona dönüştürüldü.
Bizim ne Bitlis’le, ne Bitlisspor’la, ne de bu ülkenin tek bir doğulu ya da batılı insanıyla en ufak bir derdimiz olamaz.
Bizim derdimiz; sahaya adalet dağıtmak için çıkıp, kararlarıyla adaletsizlik algısı yaratanlarladır!
Sezon başından beri şaibelerin, şike iddialarının gölgesinde kalan sistemi temize çekmek yerine; apar topar icat edilen play-off sistemleriyle Türk futbolunun amatör ruhunu kimler, ne uğruna baltalıyor?
Stat krizlerinden basının önüne çekilen setlere, tribündeki güvenlik zafiyetlerinden saha içindeki yönetim skandallarına kadar yaşanan bu zincirleme ihmaller rastlantı mıdır?
***
Gelelim saha içine…
Maçın orta hakemi Buğra Taşkınsoy, Çarşambasporlu futbolcunun hamlesinin bile tartışmaya dahi gerek görmediği anlamsız o pozisyonda hangi mantıkla penaltı noktasını gösterebilmiştir?
Yetmedi; ikinci yarıda oyuncumuzun ayağını sakındığı, futbolcuya temas dahi etmediği pozisyonda doğrudan kırmızı kart çıkarırken, hangi niyetin ve psikolojinin etkisindeydi?
Bu kararların arkasında "bölgesel dengeleri gözetme ve birilerini memnun etme"
Futbolu bir spor olmaktan çıkarıp başka dengelerin enstrümanı haline getirenlerin, devletimizin zirvesindeki temiz isimleri de bu algıya alet etmeye çalışması kabul edilebilir mi?
****
Sarıyer’de bu organizasyon gerçekleşirken, protokol tribününde Bitlis milletvekili, iş dünyası vs tam kadro yerini alıp takımlarına sonuna kadar sahip çıkıyordu.
Peki, bizim asıl canımızı yakan, içimizi kavuran ne oldu biliyor musunuz?
Samsun’un milletvekilleri, bu şehrin öz evladı olan Çarşambaspor’un hakkı hukuku sahada aranırken neredeydi?
Siyasi partisi fark etmeksizin, o tribünlerde olması gereken, ağırlığıyla masaya yumruğunu vurması gereken Samsun siyasetinin bu derin sessizliği ve ilgisizliği neyle açıklanabilir?
Çarşambaspor orada sadece bir maç kaybetmedi; sahipsizliği, lobisizliği ve kendi memleketinin siyasileri tarafından yalnız bırakılmanın burukluğunu yaşadı.
***
Neyse ki zorda olsa aklıselim bir kararla maç iyi ki Gaziosmanpaşa’dan Sarıyer’e alınmış. Aksini düşünmek bile istemiyorum; çünkü o atmosferde yükselen ayak sesleri, sahada ve saha dışında bir emeğin nasıl hiçe sayılacağının habercisi gibiydi.
Şimdi hiç kimse çıkıp da "Neden uluslararası arenada Türk hakemi yok? Neden dünya futbolunda adımız geçmiyor?" diye şikâyet etmesin.
İçimizdeki bu eyyamcı zihniyeti, hukuku ve emeği görmezden gelen spor anlayışını sorgulamadığımız sürece bu çark böyle dönmeye devam edecek.
Çarşambaspor’un sahadaki alın terini ve hakkını tartışmalı kararlarla gölgeleyen TFF’yi, MHK’yi ve o düdüğü adalet için çalmayan hakem yönetimini önce kamuoyunun vicdanına, sonra da İlahi adalete havale ediyoruz.
Temiz bir spor, temiz bir toplum istiyorsak; bu gidişata birilerinin artık "DUR" demesinin vakti gelmiş, hatta geçmiştir!
Mutlu ve (sağ) - lıcakla kalın...