Çok değil, bundan yirmi yıl önce birine "Gelecekte hiç tanımadığın insanlara ne yediğini, nereye gittiğini göstereceksin, onlar da seni bir parmak hareketiyle 'beğenecek'" deseydiniz, muhtemelen size gülerdi. Ama bugün, sabah gözümüzü açar açmaz ilk yaptığımız şey, o ışıklı ekran kaydırmak. Hoş geldiniz; sınırların kalktığı, mesafelerin anlamsızlaştığı ve her birimizin kendi hayatının "yayın yönetmeni" olduğu o devasa meydana: Sosyal medyaya.
30 Haziran, dünya genelinde Sosyal Medya Günü olarak kutlanıyor.
Kabul edelim, sosyal medya bize muazzam kapılar açtı. Dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeden saniyeler içinde haberdar oluyoruz. Eski dostları buluyor, sesimizi duyurmak istediğimizde toplumsal bir kamuoyu oluşturabiliyoruz. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Burası, demokratikleşmenin ve küresel köyün tam merkezi.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.
Her şeyin "kusursuz" göründüğü bu dijital vitrinler, modern insanın en büyük çıkmazına dönüştü. En güzel tatiller, en mutlu ilişkiler, en lezzetli yemekler... Filtrelerin ardına gizlenmiş bu "kusursuzluk illüzyonu", gerçek hayatın sıradan ama değerli anlarını gölgeliyor. Yan masamızda oturan arkadaşımızın yüzüne bakmak yerine, ekranımızdaki "hikayelere" bakmayı tercih ediyoruz. Yani ironik bir şekilde; bağlanırken kopuyoruz.
"Sosyal medya, bize herkesle iletişim kurma şansı verdi ama kimseyle derinlemesine konuşamaz olduk."
Algoritmalar bizi bizden daha iyi tanıyor. İlgi alanlarımıza göre önümüze serilen sonsuz videolar, bizi dijital birer bağımlıya dönüştürme potansiyeline sahip.
Daha da tehlikelisi, dezenformasyon. Doğruluğu teyit edilmemiş bir bilgi, bir tıkla milyonlara ulaşıp kitleleri manipüle edebiliyor. Sosyal medya artık sadece bir eğlence aracı değil; siyasetin, ekonominin ve toplumsal algının şekillendiği ana cephe.
Peki çözüm ne?
Hesapları kapatıp dağ başına taşınmak mı? Elbette hayır. Teknoloji düşmanı olmak, çağın gerisinde kalmaktan başka bir işe yaramaz. Çözüm, dijital okuryazarlıkta ve deyim yerindeyse dijital diyette!
Sosyal medyayı hayatımızın merkezine koymak yerine, onu hayatımızı kolaylaştıran bir enstrüman olarak görmeliyiz. Beğeni sayıları bizim değerimizi belirlemediği gibi, oradaki parıltılı hayatlar da hayatın tek gerçeği değil.
Sosyal Medya Günü’nde kendimize şu soruyu soralım: Biz mi sosyal medyayı kullanıyoruz, yoksa sosyal medya mı bizi?
Bu 30 Haziran'da, akışı biraz yavaşlatın. Birkaç saatliğine de olsa bildirimleri sessize alın, başınızı ekrandan kaldırın ve yanınızdaki insanın gözlerinin içine bakın. Çünkü hayat, çift tıklayıp beğendiğiniz o karelerin çok ötesinde, tam da o kafanızı kaldırdığınız anda akıp gidiyor.