Geçen gün çekmecenin dibinde eski bir dikiş kutusu buldum. Hani şu içinden dikiş malzemesi çıkan o meşhur bisküvi kutularından. Renkli iplikler, irili ufaklı düğmeler, paslı iğneler...
Durup baktım o kutuya. Bir zamanlar hayatımızın ne kadar sabırlı, ne kadar özenli olduğunu hatırlattı bana.
Şimdilerde unuttuğumuz o ince sızıyı, "eskiyi" özledim birden.
Kolayca Vazgeçmek Ne Ara Bu Kadar Havalı Oldu?
Çok hızlıyız artık. Her şeyde, her konuda.
Bir kıyafetin düğmesi mi koptu? Dikmekle uğraşmıyoruz bile, yenisini sipariş ediyoruz hemen. Telefonun ekranı mı çatladı? Tamirciye götürmek ölüm geliyor, bir üst modeline bakıyoruz internetten.
Sadece eşyaları mı tüketiyoruz sanıyorsunuz? Keşke öyle olsa.
Eskiden yamardık sökükleri, şimdiyse fırlatıp atıyoruz hayatımızdan insanları.
En ufak bir tartışmada, uyuşmazlıkta "bitti" diyoruz. Emek vermek zor geliyor modern insanın narin ruhuna. Bir ilişkiyi onarmak, karşıdakinin kırığını döküğünü sarmak yerine; yenisini, pürüzsüzünü arıyoruz ekranları kaydırırken. "Nasılsa alternatifi çok" yanılgısıyla tüketiyoruz sevgiyi de.
Çöpe Giden Sadece Eşyalar Değil, Anılarımız
Eski ahşap bir masanın üzerindeki çizikte bir yaşanmışlık vardı oysa. Dedemizin ördüğü o sökük hırkada sıcaklık, anneannemizin bin kez yapıştırdığı o porselen demlikte sohbetin demi gizliydi.
Şimdi her yer birbirinin aynı, ruhsuz, fabrikasyon eşyalarla dolu. Ve ne yazık ki birbirinin aynı, derinleşemeyen, ilk rüzgarda yıkılan ilişkilerle...
Eşyaları eskiyince atmayı öğrendik.
Dostlukları ilk hatada silmeyi marifet saydık.
Sevgiyi, sabrı, tahammülü lüks ilan ettik.
Her şeyi çöpe ata ata, sonunda bomboş, ruhsuz odalarda yapayalnız kaldık.
Bir Şeyleri Kurtarmaya Değmez Mi?
Tükettikçe büyüyeceğimizi sandık ama eksiliyoruz her geçen gün. İçimizdeki o doymak bilmeyen boşluğu yeni şeyler satın alarak kapatmaya çalışıyoruz. Olmuyor, kapanmıyor.
Belki de durup bir nefes almak gerek artık.
Elimizdeki o kırık bardağa, kalbimizdeki o kırık kalbe bir şans daha vermek gerek belki de. Hemen çöpe fırlatmadan önce, "Acaba tamir edebilir miyim?" diye sormak...
Çünkü hayat, sadece yenisini alabildiğin kadar değil; eskisine sadık kalabildiğin, onu yaşatabildiğin kadar güzel ve anlamlı.