Ahlakın Aynasında Kendimizi Görmek... - Temel Armutçu
Temel Armutçu

Ahlakın Aynasında Kendimizi Görmek...

Temel Armutçu

Bugün her birimizin elinde görünmez bir “ahlak ve iman ölçer” var sanki. Hepimiz onu birbirimize tutuyor, çevremizdekileri ölçüyor, tartıyor ve sonra hüküm veriyoruz: “Şu imansız, bu ahlaksız, diğeri bozulmuş.” Peki ya kendimize dönüp o ölçüyü tutuyor muyuz? Hayır… Çünkü en zor olan, aynaya bakıp kendini sorgulamaktır. Halbuki atalarımız ne demişti: “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” Biz iğneyi bile elimizden düşürdük. Aynanın karşısına geçmeye bile cesaret edemiyoruz.  

Evet, bugün geldiğimiz nokta sadece bireysel değil, toplumsal bir çürümenin yansımasıdır. Ahlakın yerini menfaat, vicdanın yerini hesap, sevginin yerini bencillik almış durumda. Suçu hemen “iktidar” ya da “muhalefet” diye sınırlamak kolay ama eksik bir bakış. Çünkü bu tablo hepimizin eseri. Sadece yönetenlerin değil, yönetilenlerin, sadece karar verenlerin değil, onlara sessiz kalanların da sorumluluğudur bu.  

Siverek’te ya da Maraş’ta yaşanan o elim olaylar birer istisna değil, yıllardır büyüyen bir ahlaki boşluğun, toplumsal cinnetin patlak veren yansımalarıdır. Bir bakanın istifasıyla, bir açıklamayla ya da birkaç sloganla bu yarayı saramayız. İstifalar, belki toplumun öfkesini kısa süreli dindirir ama ruhu körelmiş bir toplumun yarasına merhem olamaz. Çünkü sorun sistemden önce, insana dair bir sorundur.  

Bir zamanlar bu toprakların çocukları, Çanakkale’de daha bıyığı terlemeden “Vatan sana canım feda” diyerek cepheye koşuyordu. Bugün o çocukların torunları, ellerinde telefonla dünyanın kötülüklerini evine taşıyor, sanal kahramanlıklarla gerçek vicdanını yitiriyor. Nereye gidiyoruz? Kim olduk biz?  

İktidar da muhalefet de bu sorunun dışında değil. Yıllardır birbirine yumruk sallamakla meşguller. Oysa mesele, kimin koltuğu kazandığı değil, bu milletin ruhunu nasıl kurtaracağımızdır. Ahlakı yalnızca seçim meydanlarında hatırlayan, vicdanı yalnızca kriz anlarında konuşan bir anlayış bizi ancak daha derin uçurumlara sürükler. Siyaset kavga zemini değil, maneviyatı yeniden diriltme zeminidir. Eğer bu toplumun huzuru isteniyorsa, önce bu gerçeği idrak etmek gerekiyor.  

Eğitim, aile, kültür, medya… Hepsi bu çöküşte bir paya sahip. Çocuklarımızın vicdanını ekranlara, ruhunu reklamlara, değerlerini trendlere teslim ettik. Oysa ahlak, ne tabelada ne afişte, ne bir konuşmada büyür; ahlak davranışta, evde, okulda, sokakta yaşanır. Ve bunu yeniden inşa etmek, her kesimin ortak sorumluluğudur.  

Artık suçu birbirimize atmayı bırakıp aynaya bakmanın zamanı geldi. Çünkü o aynada fail de mağdur da biziz. Çözümü başkalarından bekledikçe hem insanlığımızı hem geleceğimizi kaybediyoruz.  

Unutmayalım, bir toplumun yıkılışı ekonomik krizle değil, ahlaki çöküşle başlar. Maneviyatı yitiren millet, kendi zaferini bile kaybeder.  

“Önce ahlak ve maneviyat” sadece bir slogan değil; bir milletin yeniden dirilişine çağrıdır. Bu çağrı siyaseti aşar, iktidarı da muhalefeti de içine alır. Çünkü insanın olduğu yerde ahlak olmazsa, geriye sadece kaos kalır.  

O yüzden bugün her birimizin yapması gereken tek şey, aynayı elimize almak. Suçu başkasında değil, kendi kalbimizin sessizliğinde aramak. Belki o zaman yeniden insan kalabiliriz.

Yazarın Diğer Yazıları