Artık herkesin elinde bir ekran. Sabah gözümüzü açıyoruz, önce telefona bakıyoruz. Kim ne paylaşmış, kim ne yazmış, kim nereye gitmiş... Gün, başkalarının hayatıyla başlıyor artık.
Otobüste yan yana oturuyoruz ama göz göze gelmiyoruz. Parkta çocuklar oynamıyor, çünkü anneler videoya çekmekle meşgul. Kahkahalar bile doğal değil sanki. Biraz filtreli, biraz gösterişli.
Dün kafede oturdum. Yan masada iki genç kız, biri sürekli fotoğraf çekiyor. Diğeri poz veriyor, sonra birlikte ekranı inceliyorlar. “Hangisini atalım?” diyor biri. Yarım saat geçti, çayları soğudu. Ama o anın kendisi yaşanmadı. Sadece paylaşılmak için kaydedildi.
Eve dönünce düşündüm. Ben de çok farklı değilim. Haberleri oradan alıyorum, dostlarımla oradan konuşuyorum, duygularımı bile orada paylaşıyorum. Bazen biri yazmazsa eksik hissediyorum kendimi. Garip değil mi? Gerçek insanlar yanımızda ama biz sanal kelimelere tutunuyoruz.
Eskiden akşam olunca sohbet edilirdi. Çay konurdu, radyodan müzik çalardı. Komşular uğrardı, çocuklar kapıda oynardı. Şimdi herkes evinde, herkes kendi ekranına gömülmüş. Pencereler açık ama yüzler kapalı.
Belki biraz durmak gerek. Bildirimleri susturmak, ekranı bir kenara koymak. Belki dışarıda hâlâ konuşacak bir dünya vardır. Bir ağacın gölgesi, bir kedinin miyavı, bir insanın gülüşü... Hepsi orada, bekliyor bizi.
Telefonlar susturulamıyor belki, ama biz susabiliriz. Bir süreliğine bile olsa. Çünkü bazen sessizlik, en güzel bağlantıdır.