Sessiz atın çiftesi pek olur - Yağmur Dilek
Yağmur Dilek

Sessiz atın çiftesi pek olur

Yağmur Dilek

“Çok sessizsin”

Bazen iki kelime, bir insan hakkında verilmiş uzun bir hükümden daha ağır olabilir.

Nedense sessiz insanlara karşı peşin hükümlerimiz var. Çok konuşmuyorsa içine atıyordur. Cevap vermiyorsa kin tutuyordur. Geri duruyorsa bir şeylerin hesabını yapıyordur. Hatta daha da ileri gidip ona “sinsi”, “kindar” ya da “kinci” damgası vurabiliyoruz.

Oysa belki insan sadece sessizdir.
Belki karakteri böyledir. Çok konuşmayı sevmiyordur. Her düşündüğünü herkesle paylaşmak istemiyordur. Kendini anlatmak, yaptığı her şeyi göstermek, başarılarını insanların gözüne sokmak gibi bir ihtiyacı yoktur.

Çünkü bazı insanlar kendini bilir.

Ne yaptığını, ne kadar emek verdiğini bilir. Uğraşır, didinir, ortaya koyar ve yoluna devam eder. “Bakın, bunu ben yaptım.” diye bağırmaz. Zaten yaptığı işin üzerinde onun imzası vardır. Görmek isteyen görür, okumak isteyen okur, fark eden fark eder.
Takdir edilmek elbette güzeldir. Fakat insanın değerini sürekli başkalarının övgüsüyle ölçmesi gerekmez. Bazı insanlar alkıştan beslenmez. Yaptığı şeyin iyi olduğunu bilmek, onlar için yeterlidir. Bu yüzden sessizliği özgüvensizlik, sakinliği de karakter bozukluğu olarak okumamak gerekir.

Çünkü her sessizlikte kin yoktur.

Bazen insan sadece konuşmak istemez. Bazen karşısındakiyle uğraşmayı gereksiz bulur. Bazen anlatmaya değmeyeceğini düşünür. Bazen de kendini açıklamanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bilir.

Sessizlikte aslında bir cevaptır, anlayana

Bu cevap her zaman “seni haklı buluyorum” anlamına gelmez. Bazen “seninle bunun için uğraşmayacağım” demektir. Bazen “kendimi sana açıklamak zorunda değilim” demektir.

Peki bir insanın üzerine sürekli gidildiğinde, her sessizliği sorgulandığında, karakteri üzerinden etiketlendiğinde ne bekleniyor?
Hiç yorulmaması mı?

İçinde olmayan bir kini bile, sürekli üzerine gidilerek kusması mı?

Belki de bazı insanları patlama noktasına getiren şey karakterleri değil, kendilerine gösterilmeyen anlayıştır. Çünkü her insanın bir sabrı, bir sınırı vardır. İçinde kin olmayan bir insanı bile sürekli zorlamak, bir noktadan sonra sadece yormaktır.
Birini tanımak için illa üstüne gitmek, azarlamak, küçümsemek ya da ona bir lakap takmak gerekmiyor. İnsanları değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmak gerekiyor. Çünkü hiç kimse dört dörtlük değil; herkesin kendine göre bir karakteri, bir sınırı ve bir susuş biçimi var.

Herkes kendini aynı şekilde anlatmaz.

Kimisi konuşarak, kimisi yaptığı işlerle, kimisi de sessizce kendi yolunda yürüyerek var olur.
Sessiz olmak görünmez olmak demek değildir.

Ve evet, “sessiz atın çiftesi pek olur”

Ama bu söz bir tehdit değil, bir hatırlatmadır.

Sessiz insanların da sınırları vardır. Her susanın içinde bir hesap aramaya gerek yoktur. Bazen insan sadece kendini bilir; neye cevap vereceğini, neyi geçeceğini ve neyin uğruna huzurunu bozmayacağını da bilir.

Belki de insanın verebileceği en güçlü cevap, kendisini sürekli ispatlamaya çalışmadan yoluna devam etmesidir.
Çünkü herkes kendini bağırarak anlatmaz.

Bazıları yalnızca yaptığı işin üzerinde bıraktığı imzayla konuşur.

Gerisi, anlayana.
 

Yorumlar 1
Konuralp 08 Eylül 2026 10:32

Oldukça mantıklı ve doğru bir yazı olmuş yazarı görüşlerinden dolayı tebrik ederim.

Yazarın Diğer Yazıları