Hayatımızda sözde bir sürü insan var. Telefon rehberine giriyorsun; yüzlerce isim, sosyal medyada ise bir yığın takipçi... Ama canımızın çok yandığı, kendimizi berbat hissettiğimiz bir gün, "Beni gelip alır mısın? Hiç iyi değilim." diyebileceğimiz kaç kişi var? Sanırım bir elin parmaklarını bile geçmez.
Eskiden canı sıkılan, kapı komşusunun zilini çalarmış. Bizim yaptığımız ise yatağa uzanıp saatlerce kısa videolar arasında kaybolmak. Kime baksam elinde bir telefon, kendi dünyasına gömülmüş. Kahve içip sohbet etmek için dışarı çıkıyoruz; bir bakıyorum, masadaki herkesin gözü ekranda. Biri yemek yerken videolara dalıyor, diğeri yürürken kulaklığını bir saniyeliğine bile çıkarmıyor. Aynı masada oturup birbirimizin yüzüne bakmak yerine, hepimiz o parlak ekranlara bakıyoruz. Telefonların bildirim sesleri arttıkça sanki kendi sesimiz kısıldı. Paylaşımlar havada uçuşuyor ama paylaşılan gerçek duygular giderek azalıyor.
Sosyal medyaya baksan herkes birbirinin nerede olduğunu, ne yediğini, nasıl yaşadığını biliyor. Ama "Gerçekten nasılsın?" diye soran yok. "Nasılsın?" kelimesi bile artık otomatikleşmiş, öylesine söylenen bir nezaket cümlesine dönüşmüş durumda. Durup o cevabı gerçekten dinleyenlerin sayısı ise oldukça az.
Peki, neden böyle olduk? Hiç durup bunu düşünüyor muyuz? Özellikle teknoloji çağında insan ilişkileri her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Kilometrelerce uzaktaki, hiç tanımadığımız biriyle saatlerce mesajlaşıp dertleşebiliyoruz; ama yan koltukta oturan insana iki cümle etmeye üşeniyoruz. Göz göze konuşmak yerine ekrana bakarak yazışmayı tercih ediyoruz. Bütün vaktimizi dijital dünyanın içinde geçirirken, bizi gerçekten seven biri aradığında "Şu an meşgulüm." deyip telefonu kapatmak daha kolay geliyor.
Asıl çelişki de burada başlıyor. Dünyanın en hızlı iletişim çağında yaşadığımızı söylüyoruz. Saniyeler içinde dünyanın öbür ucundaki bir insana ulaşabiliyoruz ama aynı hızla birbirimizden uzaklaşıyoruz. Konuşuyoruz ama dertleşmiyoruz. Görüşüyoruz ama birbirimizi gerçekten görmüyoruz.
Belki de ihtiyacımız olan şey telefonlarımıza indireceğimiz yeni bir uygulama değil. Hiçbir açıklama yapmadan kapısını çalabileceğimiz, "İyi değilim." diyebileceğimiz samimi bir dost. Çünkü insanı iyileştiren şey ekranlardan yansıyan ışık değil; kendisini gerçekten dinleyen bir çift kulak, omzuna dokunan bir el ve yanında olduğunu hissettiren bir yürektir.
Belki de dijital çağın bize unutturduğu en önemli şey, iletişim kurmanın her zaman bağ kurmak anlamına gelmediğidir. Etrafımız kalabalık, takipçi sayılarımız yüksek, telefon rehberimiz dolu... Ama içimizde taşıdığımız yükü paylaşabileceğimiz insan sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor.