İnsanlar gerçekten ne zaman büyür? Nüfus kağıdına 18 yazınca mı,
Yoksa hayat ona ilk ağır yükünü verdiği zaman mı?
Bir telefon gelir ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlarsın.
Nasıl mı?
Mesela, bu zamana kadar hiç kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmamış bir insanın, hayatındaki en büyük dayanaklardan birini yitirdiğini düşünün.
Bir anda hayatta kalabilmek için mecburen kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışır. Tıpkı yeni yürümeyi öğrenen bir bebek gibi düşe kalka, zorlayıcı, sınayıcı çoğu zaman pes etmek isteyerek.
Sonra bunun da bir çıkış olmadığını anlar, yeniden ayağa kalkar. Gerekirse emekler, sürünür ama vazgeçmez.
İşte insan, belki de tam o anda büyümeye başlar.
Benimde çocukluğum 18 yaşına varmadan bir telefonla sona erdi. O telefon, hayatımda ki en büyük dayanağımın bir anda elimden kayıp gittiği andı.
Çalan telefon sadece kötü bir haber getirmedi, aynı zamanda omuzlarıma hiç tanımadığım sorumluluklar yükledi.
O zamana kadar geleceğimi ailemin kurduğu düzen içinde düşünen ben, bir anda kendi yolunu çizmek zorunda kalan biri oldum.
Denis Waitley ‘in de dediği gibi; “Gerçek büyüme, sizi koruyan duvarlar yıkıldığında, kendi hayatınızın sorumluluğunu almaktan başka çareniz kalmadığını anladığınızda gerçekleşir."
Kimi insanı büyüten şey hiç beklemediği bir ayrılık; kimine kayıp, kimine ise bir anda omuzlarına ansızın yüklenen sorumluluklardır.
İşte insan bir kez daha o zaman büyüdüğünü anlar.
Belki de insanlar bu yüzden doğum günlerinde değil bir telefonla büyür. Takvim bize sadece yaş verir.
Hayat ise omuzlarımızın ne kadar yük taşıyabileceğini öğretir.