Penceremi açtım sabah. Kuşların sesi geldi önce, sonra o taze toprak kokusu.
Bugün Dünya Çevre Günü.
Hatırlatmak istedim kendime, her şeyden önce size. Yaşadığımız bu güzel gezegene borcumuz var bizim. Çok büyük borçlar hem de. Hor kullandığımız, kirlettiğimiz, kıymetini bilmediğimiz o toprağa, suya, havaya...
Çevreyi korumak, büyük panellerde konuşulan süslü kelimelerden ibaret değil bence. Çok daha basit, çok daha bizden bir şey. Evde gereksiz yanan o lambayı söndürmek mesela. Ya da pazara giderken yanımıza aldığımız o bez çanta. Plastik şişeler yerine cam matara kullanmak belki de. Küçücük adımlar bunlar, biliyorum. Ama birleşince kocaman bir nefes oluyor dünyaya.
Ağaçları sevin derdi anneannem. Onlar dünyanın ciğerleridir. Ciğersiz yaşayamaz insan.
Ne kadar haklıymış meğer. Beton binaların arasında sıkışıp kaldıkça, yeşile olan hasretimiz büyüyor aslında. Sokakta yürürken bir fidanın yanından geçip gitmeyin öylece. Dokunun yaprağına, selam verin. Doğayla bağ kurmayı unuttuk biz. Unuttukça da çoraklaştık sanki.
Kadın gözüyle bakınca, doğa bana hep bir anneyi hatırlatır. Şefkatli, üretken ve sabırlı. Ama o sabrın da bir sınırı var elbet. Bize sunduğu güzellikleri hoyratça tüketmeye hakkımız yok. Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras, paradan pullan ziyade, temiz bir gökyüzü ve gölgesinde serinleyecekleri ulu ağaçlar olmalı.
Eğer bugün henüz bir şey yapmadıysanız çevre için, tam zamanı şimdi. Balkonunuza bir çiçek ekin mesela. Ya da kapının önüne sokak hayvanları için bir kap temiz su koyun. Yürüyüşe çıktığınızda yerde gördüğünüz o plastik çöpü alıp kutuya atıverin.
Kendinize ve dünyaya bir iyilik yapın bugün. Dünya Çevre Günü’müz kutlu olsun.
Yeşille, sevgiyle kalın...