Zinhar diye bir şey yok - Özge Oral
Özge Oral

Zinhar diye bir şey yok

Özge Oral

Bugünlerde dünyanın gündeminde Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudiler üzerine hazırladığı belgesel var. Belgeselde, Hasidik Yahudilerin yaşam biçiminden inançlarına kadar pek çok konu ele alınırken, özellikle “Yahudi aklının mucizevi buluşları” olarak anlatılan bölüm dikkat çekiyor. Belgeselde elbette bunun dışında da pek çok konu işleniyor; ancak benim ve sanıyorum ki birçok izleyicinin en çok takıldığı nokta da tam olarak bu ifade oluyor.

Bu belgeselde izlediklerimizden sonra insan ister istemez şunu soruyor: Hasidik Yahudiler gerçekten Yaratıcı’yı ve insanları kandırdıklarını mı düşünüyor?

Her şeyin bir alternatifi varmış, yeni öğrendim. Muhtemelen çoğu insan da yeni öğrendi. Hatta içinde yaşadıkları topluluk bile yeni öğrendi. Mesela Şabat  günlerinde  ışık açık kalacaksa kapatmak zorunda değilsin. Onların tabiriyle yahudi aklının bulduğu çözüm sayesinde üstünü örtsen yeterli. Bu şekilde kuralları da çiğnememiş oluyorsun. Kendi simülasyonlarını kuran bir yapı var ve kendileri çizip kendileri oynuyorlar. “Zinhar” diye bir kelime yok lügatlarında.

Ve insanüstü zekâya sahip olduğunu düşünen bir yapı… Müthiş bir akıl tutulması değil mi?

Medyanın görünmeyeni gün yüzüne çıkarma gücü burada çok etkili. Dünyanın herhangi bir yerinde bir şeyler oluyor ve sen çayını içerken bunu öğrenebiliyorsun. Üstelik bir anda gündemin de bu konu oluyor. Çünkü görünürlük kazandığı için çoğu insan konuşmaya başlıyor. Sen fikrini söylüyorsun, öbürü fikrini söylüyor. Derken herkes aynı meselenin etrafında kendi cümlesini kuruyor.

O değil de ben bu gündemin içinde şunu düşünüyorum: Bu insanlar düşünmüyor mu?

İnsan dediğimiz varlık sadece görünen fiziksel bedenden mi ibaret? O kafaların içinde beyin yok mu, o bedenlerin içinde ruh? Hiç düşünmeden, karşı çıkmadan, sadece itaat ederek yaşamak doğru mu?

Doğruyu yanlışı da geçtim aslında. Atadan gelen geleneklerin, alışkanlıkların ve düşüncelerin sorgulanmadan nesilden nesile aktarılması gibi… Bu, çoğumuzda var. Bazen karşı çıksak da kendimizi annelerimizin ya da babalarımızın yaptıklarını yaparken buluyoruz. Bazıları gerçekten çok anlamlı, bazılarıysa hayatımızın bir parçası olmuş. Ama sırf bizden önce yapıldı diye hepsini olduğu gibi sürdürmek zorunda mıyız?

Bir noktada bu döngüyü kırmamız gerekmez mi? En azından bize bırakılanı olduğu gibi sürdürmek yerine üzerine düşünüp daha iyisini, daha gelişmişini yapmamız gerekmez mi?

Belki de asıl mesele tam olarak burada başlıyor. Bize anlatılanı sorgulamakta, gördüğümüzün arkasına bakmakta, “Neden?” diye sormakta…

Cumartesi günü uyuyorum arkadaşlar. Uyanmam da yasak. Lütfen beni rahatsız etmeyin. :)

Yazarın Diğer Yazıları