Çarşamba'nın Ahını Almayacaktınız!
Nuri Oğuzhan Şeker
Hafta sonu, Bölgesel Amatör Lig’de şampiyonluk mücadelesi veren ve 3. Lig'e yükselmek için Play-Off finali oynayan Samsun’umuzun marka değeri Çarşambaspor’u desteklemek üzere İstanbul yollarına düştük.
Kilometrelerce süren, saatler alan yorucu bir yolculuğun ardından Sarıyer Yusuf Ziya Öniş Stadyumu’na vardığımızda ise futbolun sadece sahada oynanmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik. Bizim için tüm gerçeklerle yüzleşme serüveni tam da stadyum kapısında başladı.
Elimizdeki resmi Basın Kartımıza rağmen, karşımıza adeta duvar örmek istercesine bir ‘akredite krizi’ çıkardılar. TFF yetkililerine ve Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü Spor Şube polislerine görevimizi, haklarımızı hatırlatıp adeta bir mini ders verdikten sonra nihayet stadyum sınırlarına girebildik.
Ancak içeri adım atmak yetmedi; bu kez de maçın oynanacağı ana bölüme geçerken "Kartınız yok, akrediteniz yok" safsatalarını dinlemek zorunda kaldık.
TFF yetkililerinin kendi eksikliklerini ve organizasyon fiyaskosunu kabul etmesiyle birlikte içeri girebildik. Girdik ama içerideki çifte standart kapıdakinden çok daha vahimdi.
Bitlis ekibinden gelen tüm protokol üyeleri ve hatta seyircileri bile tek tek el üstünde tutulurken, Çarşambaspor protokolü için neredeyse bir listesinin bile tutulmaması, bize karşı en baştan takınılan o dışlayıcı tavrın en net göstergesiydi.
Maçtan iki saat önce yerimi alıp stadyumu gözlemlemeye başladım.
Çarşamba’dan otobüslerle yollara dökülen binlerce taraftarımız sabah saatlerinde İstanbul girişinde saatlerce bekletildi. Neden mi; Sözde asayiş olayı olmasınmış? Asıl asayişsizlik stadın içine alınmış biz bilememişiz. Neyse taraftarlarımız maç başlaması ile birlikte stada girerken yaşadığı çileleri yazmaya kalksam sayfalar yetmez.
Fakat asıl ilk çarpıklık basın tribününde yaşandı.
Görevli olduğum, basın tribününde oturduğum bilindiği halde, polis memurları tarafından tam 4-5 kez kimlik kontrolüne maruz bırakıldım. Resmen mobing uygulandı. Kendilerine bu uygulamanın baştan aşağı yanlış olduğunu söylediğimde ise verecek bir cevap bulamadılar, sustular.
İşin acı tarafı neydi biliyor musunuz?
Bana defalarca kimlik soran o emniyet mensupları, basın tribününü kuralsızca işgal eden Bitlisli taraftarlara karşı hiçbir şey yapamadı, yapmadı! Taraftarı basın mensubu gibi basın alanına hınca hınç doldurdular.
Polis birkaç taraftara basın bölümü buraya oturamazsınız dese de, taraftar tribünden çıkmamakta direnip poise kaldırabiliyorsan kaldır çek git buradan diyebilen cinslerdendi. Ama o polisler sonrasında onları nazikçe uyarmaktan öteye geçemeyen çok sayıda emniyet mensuplarını izledik.
Burada önemli bir şerh düşmek şart!
Orada nazikçe uyaran ve basın tribününü terk etmeleri konusunda çaba sarf eden polis memuru arkadaşları kesinlikle tenzih ediyorum.
Onlar sadece kendilerine verilen talimatı uyguluyorlardı.
Asıl sormamız gereken soru şu?
Sarıyer gibi bir semtin İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün Spor Şube Ekiplerinin amiri yok mu?
Bu düzensizliğe, bu taraflı tutuma neden seslerini çıkartmadılar?
İnanın bunu kendilerini görsem yüzlerine karşı sormak isterdim.
Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün bu tutumu ve koordinasyon eksikliği tam anlamıyla bir sınıfta kalma hikayesidir.
Görevli gazeteciye güç gösterisi yapıp adım başı kimlik sorarken, stadyumdaki kural tanımazlığa göz yuman zihniyete ne denir?
Tüm bu psikolojik baskılara ve gergin atmosfere rağmen Yeşil-Beyazlı takımımız maça fırtına gibi başladı.
İlk dakikalarda gelen golle birlikte, o Bitlis taraftarlarının arasında haklı gururumuzu ve sevincimizi büyük coşkuyla yaşıyorduk!
İkinci golde de coşkumuz aynıydı; Çarşambaspor’un gücü karşısında rakibin morali düşüyor, saha dışı planları yapanların ezberleri bozuluyordu.
Ortam iyice gerilince, hem ortamı geren biz olmayalım hem de kendi can güvenliğimizi düşünerek tribünden inip saha içi görevimizi yapmak istedik. Ancak her aşamada kendilerine yardımcı olmaya çalıştığımız polis memurları bu kez de etrafımızı bir barikat gibi sardı.
"Sahaya inemezsiniz" dayatmalarına karşı kendimizi anlatmak için kargaşa yaşamak zorunda kaldık. Nihayetinde sahaya indik ve karşılaşmayı takip ettik.
Fakat sahada tam bir tiyatro oynanıyordu. Aslen Malatyalı olan hakem Buğra Taşkınsoy’un çıldırtan kararları, Bitlis’e adeta altın tepside sunulan uydurma bir penaltı ve takımımızı 10 kişi bırakan haksız kırmızı kartlar...
İşte o an Çarşambaspor taraftarları ve bizler her şeyi anladık,
Çarşambaspor’un önü kesilecek, 3. Lig bileti masada birilerine verilecekti.
Şimdi açık açık soruyorum!
Madem şaibelerle ve şüphelerle dolu bu gruptan Bitlis’i çıkaracaktınız, madem güçlü lobilerinizle arkadan işi çoktan bitirmiştiniz; e o zaman bu takımı, bu binlerce taraftarı neden buralara kadar yorup umutlarıyla oynadınız?
Siz sadece bir maçı katletmediniz.
Siz, sahada haksız yere 10 kişi kalmasına rağmen nefessiz kalana kadar, uzatmalarla birlikte yaklaşık 150 dakika boyunca ölümüne koşan, o kutsal formanın hakkını veren futbolcuların emeğini çaldınız, onların ahını aldınız!
Gecenin karanlığında yollara dökülen, uykusuz kalan, takımı için kilometreleri deviren binlerce cefakar taraftarın ahını aldınız.
Bu ahları almayacaktınız!
Bu ah elbet bir gün sizden çıkar, demedi demeyin!
Yazımın son sözü ise bu şehrin kaderini masabaşı oyunlarına terk edenlere...
Bitlis’in tüm milletvekilleri, mülki amirleri ve şehrin ileri gelenleri takımlarının arkasında kale gibi durup protokolü doldururken; Samsun’un 9 milletvekilinden birini dahi o stadyumda göremedik!
Bizim fedakar milletimiz, taraftarımız oradaydı ama "vekil" tayin ettiklerimiz ortada yoktu!
Samsun’un, Çarşamba’nın öz değerlerine sahip çıkamadınız.
Bir şehrin göz göre göre umutlarını söndürdüler ve hepiniz sessiz kaldınız.
Her şeye rağmen başın öne eğilmesin Çarşambaspor!
Bu kirli düzen, bu lobiler elbet bir gün yerle bir olacak.
Sezon boyunca akıttığınız her damla ter için teşekkürler.
Gelecek sezon bu sahalara çok daha güçlü, çok daha inançlı döneceğinize inancım tam!
Başarılar….