Kendi Yurdumda Ben miyim Hain - Hiranur Gök
Hiranur Gök

Kendi Yurdumda Ben miyim Hain

Hiranur Gök

Milletler ülkelerinde vatan haini barındırmak istemezler değil mi?  Bu çok normal ve doğal bir haktır.
 

Lakin Türkiye’de özellikle son yıllarda bu durum tersine döndü. “Ben Türk’üm” demek artık faşistlik olurken paçavraları asmak, sarı torbalar için baş sağlığı dilemek özgürlükçü ve hümanistlik oldu.
 

Üniversitelerden çıktı artık mevzu sokaklarda, sosyal medya mecralarında ve ne yazık ki mecliste dahi maalesef durum değişmiyor.
 

Kendi ülkemizde vatanımızı savunmak için mücadele eden binlerce şehidin hakkını savunamaz, gökten indirmemek için canlarını feda ettikleri bayrağı ve Türklüğü rahatça söylemez olduk.
 

Peki ne uğruna?
 

Zamanında başımıza gelen sözde barışın getirdiği ihaneti bugünde yaşayalım diye mi?
 

Bugün adı değişti sadece kişiler ve amaçları aynı kaldı. O gün çözümdü bugün açılım... 
 

Sırf birilerinin rahatı için her ikisinde de ezilen yine Türk milleti oldu, 
 

Bu millet geçmişte şehidine kelle dendiğini de duydu, birilerine sayın dendiğini de. Bugün yine sayın deniliyor ama bu sefer bir de aftan bahsediliyor. 
 

O kadar şehit ne içindi o zaman? 
 

Geride kalanların çektikleri acılar, hepsi affetmek için miydi? Bu kadar fedakarlığın sonu faşist olmak mıydı? 
 

Onlar sözde ‘özgürlük savaşçısı’ oldu, 
 

Ya bizler, 
 

Faşist, ırkçı olduk…
 

Halbuki eskiden terörist ve sempatizanları bu kadar rahat konuşamazdı. Halk ayaklanır direkt olaya müdahale eder o hainleri bir şekilde sustururdu,
 

Şimdi bunu yapmaya kalktığımızda suçlu konumuna düşüyoruz. Vatanı savunurken Türk polisi tarafından kelepçeleniyoruz. 
 

Peki Ne için? 
 

Kürsüden kelimeleri ağızlarından kolaylıkla çıkaran emir vericiler öyle istiyorlar diye…
 

Ne olursa olsun haine merhamet vatana ihanetten başka bir şey değildir. Bu millet yeri geldiğinde savaşmasını da bilir ölmeyi de… 
 

Bunu Çanakkale’de de, Kurtuluş Savaşı’nın her cephesinde de kanıtladık. O zamanın imkansızlıklarıyla kazandığımız savaşı bugünün imkanlarıyla kaybediyoruz. 
 

90’larda basılan karakollarda, Kuzey Irak’ta, Suriye’de bu vatan için şehit-gazi olanların, cesurca çarpışanların hakkını nasıl öderiz diyorduk. 
 

Artık nasıl yüzlerine bakacağız diyoruz. 
 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde bize verdiği görevi en gerekli olduğu zamanda yerine getirmedik.
 

Savunmadık, karşı çıkmadık, hiçbir şey yapmadık…
 

Bize emanet edilenin avuçlarımızdan kaymasını sadece izledik. Sadece söylendik.  Paçavraların gösterilmesine izin verdik bayrağımızın aşağılanmasına göz yumduk. 
 

Kısacası başımıza geleni boynumuzu büküp razı olduk ve olmaz denileni bir şekilde oldurmalarına izin verdik.
 

Bugün biz faşist ve ırkçı olduk, 
 

Onlar ise güle oynaya gözümüze soka soka zaferlerini kutladılar…
 

‘Affedildiler’, mazur görüldüler. Meclise ‘davet’ edildiler. Cezalarını kesmek yerine bize yeniden edecekleri ihanetin yolunu onlara açtık. 
 

Ama şu gerçekte var ki Türk hiçbir zaman vatanını satmaz, canını verir vatanının bir karış toprağını vermez. 
 

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde de dediği gibi muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. 
 

Zamanı gelince o kudrette gün yüzüne çıkar elbet.

   

Yazarın Diğer Yazıları