Dijital dünyada kaybolan insan - Elif Yağmur Çakır
Elif Yağmur Çakır

Dijital dünyada kaybolan insan

Elif Yağmur Çakır

Gelişen teknoloji insanları birbirine yaklaştırdı mı? 


İnsanlar birbirine daha hızlı ulaşabildikçe iletişim gerçekten arttı mı? 


Yoksa teknoloji, farkında olmadan yalnızlaştırdı mı?


Bir telefon saniyeler içinde dünyanın öbür ucundaki kişiye ulaşmamızı sağlıyor, bir başka ülkede ki bir insanla çok kısa sürede görüşüp konuşabiliyoruz. 


Görüntülü konuşmalar sayesinde özlem saniyeler içinde yitiriliyor. Fakat buna rağmen insanlar neden daha çok yalnızlaştı?


En küçüğünden en büyüğüne hepimizin elinde telefon, tablet ve daha nicesi var… 


Gösterişli sahte bir hayat, şovlar, millete hava atma çabası. Herkesin elinde bir telefon, gerçek hayat neredeyse bitti, 


Bugün dışarıda arkadaşlarımızla buluştuğumuzda bile elimizden telefon düşmüyor, olayın tadını çıkarmıyoruz. Daha kötüsü akşam eve geldiğimizde ailemizle bile iletişimiz kalmadı, herkesin elinde bir telefon ya da her gün başka bir dizi.


Aile içinde de artık kimse kimseyi gerçekten tanımıyor, sadece ailenin adı kaldı… 


Aynı dört duvar, aynı çatı altı, aynı kandan ama neredeyse yabancı bambaşka insanlar. 


Her bir odada başka bir dünya. Aynı masada otururken bile parlak ekranlardan ayrılmıyoruz. Bazen aynı ev içinde konuşmak yerine klavyeyle yetiniyoruz.


Sadece ailemizden kopmuyoruz ya da sadece dostlarımızdan ayrılmıyoruz, kendimizle yabancılaşıyoruz. 


Benliğimizi kaybediyor, sosyal medyanın dayattığı gibi oluyoruz, 


Dijital dünyada kurulmuş sahte bir hayat, sahte bir karakter. Başta teknoloji sadece hayatımızı kolaylaştıran, bize yardımcı olan bir araçtı. Artık öyle değil, bir araçtan ziyade artık bir karakterimiz oldu. O olmadan yaşayamıyor, o olmadan bir yere gidemiyoruz.


Peki gerçekten bu hayatı seviyor muyuz? 


Kopamadığımız, bizi yalnızlaştırmaya kadar götüren bu teknoloji bizi mutlu ediyor mu? Bunun gibi birçok soru sorabiliriz kendimize. Cevabı basit aslında; bu gösterişli, sahte karakterli bir hayat aslında hepimizi yoruyor. Sahte bir gülümseme, sahte bir sevgi... 


Kaldı ki gelişen teknoloji bize gerçekten sevmeyi bile unutturdu, belli bir süre sonra her şeyden sıkılıyoruz.


Hızlı bir akış, hızlı bir yaşam. Teknoloji bize yavaşlığı bile unutturdu. 


Bu dijital hayat bize bizi unutturdu. İnsan gibi yaşamayı, insan gibi gülmeyi unutturdu. 


Belki de biz hep unutmaya meyilliydik… 


Suçu sadece teknolojiye atmak ne kadar doğru? Tek suç teknolojinin mi? Yoksa her şeyi hemen unutan ve sorgulama yetisi kalmamış insanlarda mı suçlu? 


Gün geçtikçe düşünmeyi unutuyoruz, sorgulamayı unutuyoruz, tek unutamadığımız şey de unutmak.


Bazen teknolojiyi suçlamak kolay geliyor çünkü o zaman bir kaçış yolu oluyor, kendimizi sorgulamıyoruz, kendimizde suç bulmuyoruz. 


Peki bu kadar lafını ettiğimiz, her fırsatta kötülediğimiz ama aynı zamanda kaçamadığımız bu teknolojiyi biz insanlar yaratmadık mı? 


Bu yalnız yaşam, bu sahte karakteri teknoloji kendi mi yarattı? Yoksa kendi yarattığımız araç bize mi destek çıktı?


Bazen dijital dünyadan başımızı kaldırıp bunu görmek lazım. Hayatın parlak ekrandan ibaret olmadığını ve en büyük suçlunun kendimiz olduğunu kabul ederek gerçek dünyaya dönmemiz lazım. 


Artık aynaya bakma vakti geldi. 


Aynaya bakıp “Gerçekten ben kimim?” demek için artık tam zamanı. Daha da geç olmadan, bunu da unutmadan. Dünyaya dönme zamanı daha da geç olmadan…

Yazarın Diğer Yazıları