Ötanazi Nedir? - AYŞEN GÜZEL
AYŞEN GÜZEL

Ötanazi Nedir?

AYŞEN GÜZEL

Ötanazi kavramı, sözlükte “ölme hakkı” olarak tanımlanmakta ve birçok kaynakta daha kapsamlı şekilde açıklanarak iyileşme imkânı bulunmayan ya da ağır hastalık geçiren kişilerin dayanılmaz ve yoğun acı çekmeleri karşısında ölümü isteme hakkı olarak ifade edilmektedir. Ölme hakkı, “iyileşme olasılığı olmayan hastaların veya yaşamını kendi başına sürdüremeyecek ölçüde sakat olan kimselerin yaşamını sona erdirme hakkı” olarak da belirtilmektedir.

Ötanazi kavramına ilişkin çeşitli görüş ve açıklamalar söz konusudur. Ancak bazı yazılı metinlerde yer alan ve “insanın doğumundan sonraki süreçte ölümüne neden olmak ya da ölümünü hızlandırmak amacıyla yapılan ve yapılmayan eylemler” şeklindeki belirsiz ve genel tanımlamalar kanaatimizce doğru değildir. Zira bu hâlde ötanazi kavramı son derece genişletilmekte ve kasten öldürme veya taksirle ölüme sebebiyet verme fiilleriyle iç içe geçme riski taşımaktadır. Bu yüzden ötanazinin çerçevesinin ve sınırlarının olması gerektiği değerlendirilmektedir. Söz konusu çerçeveye uygun olan eylemler ya da eylemsizlik hâlleri ötanazi kapsamında kabul edilmelidir. Ancak bir ölüm sonucunun ötanazi olarak nitelendirilmesi ve ötanazi kapsamında görülmesi, bunun her ülkede mutlak surette cezasızlık sonucunu doğurduğu anlamına gelmemektedir. Bu hâlde ülkelerin iç hukuk sistemlerinin ötanaziyi yasaklayıp yasaklamadığı veya ötanaziye cevaz verip vermediği önem arz etmektedir.

Ötanazinin Türleri Nelerdir?

Ötanazi, aktif ve pasif olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Aktif ötanazide kişinin vücuduna verilen madde ile ölümüne yol açılmaktadır. Örneğin kişiye öldürücü nitelikte iğne yapılması veya ölüme yol açacak türde serum takılması gibi. Pasif ötanazide ise kişiye dışarıdan verilen ölümcül bir madde ya da yapılan bir enjeksiyon olmamakta, aksine kişinin yaşamla arasındaki bağ, vücuduna hiçbir madde girmeksizin koparılmaktadır. Kişinin oksijen tüpünün ya da solunum cihazının kapatılması, cihazın fişinin çekilmesi, hastaya her gün alması gereken ilacın verilmemesi, yapılması gereken serumun yapılmaması, yaşamın devamını veya uzamasını sağlayan tedavinin durdurulması bu kapsamda yer almaktadır. Örneğin yaşam destek ünitesinin fişinin çekilmesinde olduğu gibi.

Bazı kaynaklarda yardımlı intihar türü de ötanazi kapsamında açıklanmaktadır. Yardımlı intiharın bir çeşidi olan hekim yardımlı intihardaysa hastanın kendisini öldürmesinde ölüme yol açıcı ilaç, doktor tarafından reçete edilmektedir. Bunun bir ötanazi türü mü, yoksa intihara yardım mı olduğu sorusu karşısında, kanaatimizce intihara yardım olduğu ve ötanaziden ayrıldığı değerlendirilmektedir. Zira ötanazi hâlinde ölüme yol açıcı madde doktor tarafından, yardımlı intiharda ise hastanın kendisi tarafından vücuda verilmekte veya enjekte edilmektedir.

Ötanazinin türleri arasında hastanın istem veya rızasına dayanan durumlarla yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ya da başkaca sebeplerle bunun mümkün olmaması yahut hastanın bilincinin kapalı olması hâlinde yakınlarının istem veya rızasına dayanan durumlar da yer almaktadır. Ancak hastanın bağlı olduğu yaşam ünitesinin veya solunum cihazının çekilmesinde ya da kişiye öldürücü türde ve dozda ilaç verilmesinde hastanın ya da yakınlarının rızasının bulunmaması hâlinde, hatta yaşama istek ve talebine rağmen aksi doğrultuda yapılan ölümcül eylem ya da eylemsizlikler ötanazi kapsamında olmayıp kasten öldürme fiili olarak karşımıza çıkmakta ve açıkça suç teşkil etmektedir. Bu sebeple ötanazinin her türdeki ölüm sonucuyla, istem dâhilinde ve haricinde yapılan eylemlerin tümüyle doğrudan eşleştirilmesi doğru olmayıp izinsiz ve rızasız müdahaleler kural olarak hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Ötanazinin Şartları Nelerdir?

Bir ölüm sonucunda ötanaziden bahsedilebilmesi için öncelikle bir hastanın olması, bu hastalığın ölümcül veya ağır, aynı zamanda hastaya acı verir nitelikte olması, hastaya yapılan müdahalenin hasta dışında üçüncü bir kişi, örneğin hastanın doktoru tarafından ağrısız ve acısız şekilde yapılması, hastanın, mümkün değilse veya bilinci kapalıysa yakınlarının rızası gerekmektedir. Yakınlarından kasıt, somut olaya göre değişmekle birlikte veli, vasi ve kanuni mirasçılar bu kapsamda görülmelidir. Aksi hâlde yapılan müdahalelerin tümü kesin olarak hukuksuzdur. Tüm bunların dışında, sayılan koşulların varlığına rağmen kasten öldürme suçunun veya sair türde bir suçun oluşmaması için ötanazinin ilgili hukuk sisteminde kabul edilmesi ve mevzuatın buna cevaz vermesi gereklidir. Hukukun onaylamadığı bir hâlde hasta ne kadar ıstırap çekerse çeksin ve hastalık ne denli ağır veya ölümcül olursa olsun, kişinin yaşamına bir başkası tarafından son verilmesi mümkün değildir.

Ülkemiz Hukuk Sistemine Göre Tıbbi Müdahaleler Dışında Yapılan Müdahaleler Hukuka Uygun Mudur?

1982 Anayasası’nın 12. maddesinin birinci fıkrası, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu açıklamaktadır. Hükümle kişilik hakları korunmak istenmektedir. Anayasanın 17. maddesindeyse açık bir ifadeyle yaşama hakkı koruma altına alınmaktadır. Buna göre herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulmaması, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulmaması gereklidir. Aynı maddenin son fıkrasıyla kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı ve kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı da düzenlenmektedir.

Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’yle hastalara yapılacak müdahaleler tıbbi gerekliliklerle sınırlandırılmakta ve teşhis, tedavi veya korunma amacının bulunmadığı durumlarda ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek ya da akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şeyin yapılamayacağı ve talep edilemeyeceği belirtilmektedir.

İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi olarak da anılan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi’yle sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği, bu kişiye önceden müdahalenin amacı, niteliği ve sonuçları ile tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verileceği hükme bağlanarak ilgili kişinin muvafakatini her zaman serbestçe geri alabileceği kabul edilmiştir. Devamındaki hükümlerde, muvafakat verme yeteneği olmayan kişiler korunmuş ve bunlar üzerinde yapılacak tıbbi müdahalenin sadece kişinin doğrudan yararı için yapılabileceği; kanuna göre bir müdahaleye muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir küçüğe ancak yasal temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen makam, kişi veya kuruluşun izniyle; akıl hastalığı, bir hastalık veya benzer nedenlerden dolayı müdahaleye muvafakat etme yeteneği bulunmayan bir yetişkine ise yalnızca temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen kişi veya makamın izniyle müdahalede bulunulabileceği ifade edilmiştir. Bunların yanı sıra yaş küçüklüğü hâlinde küçüğün görüşünün, yaşı ve olgunluk derecesiyle orantılı bir şekilde ve gittikçe daha belirleyici bir etken olarak göz önüne alınması; akıl hastalığı, diğer bir hastalık veya başkaca nedenlerin mevcut olması hâlinde kişinin mümkün olduğu ölçüde izin verme sürecine katılması aranmaktadır. Anılan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde rıza ve muvafakat kavramlarının ön plana çıktığı, izinsiz müdahalelerin hukuka uygunluğunun sorgulandığı görülmektedir. Türkiye bu sözleşmeyi 5013 sayılı İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylamış ve kabul etmiştir.

Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesiyle de tabiplerin, diş tabiplerinin ve dişçilerin yapacakları her türden iş ve işlemler bakımından hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin muvafakatini almaları, büyük cerrahi uygulamalar bakımından bu muvafakatin yazılı olması gerektiği belirtilmektedir. Veli ve vasisinin olmadığı, bulunmadığı veya üzerinde tıbbi müdahale ya da işlem yapılacak kişinin rıza beyan etme durumu olmadığı takdirde muvafakatin şart olmadığı ifade edilmektedir. Bunlar dışında, yasal düzenlemeyle muvafakatin elektronik ortamda verilmesine de cevaz verilmekte ve madde hükümlerine aykırı davranışın idari para cezasıyla karşılık bulacağı düzenlenmektedir.

Ötanazi Yasağı Nedir?

Hukuk sisteminin ötanaziyi onaylamaması durumuna “ötanazi yasağı” denilmektedir. Bilindiği üzere kişilerin birçok konu ve hak üzerinde tasarruf ehliyeti vardır. Ancak bazı haklar bundan istisna tutulmaktadır. Yaşam hakkı da istisna kabul edilen hâllerden biridir. Bu yüzden kişinin kendisinin veya bir başkasının (örneğin velisinin) talebinin ötanazi yapılmasına yol açması ve bu yolla kişinin yaşamına son verilmesine neden olması mümkün değildir.

Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. maddesiyle de ötanazi açıkça yasaklanmakta ve ötanazinin yasak olduğu, tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun yaşam hakkından vazgeçilemeyeceği ve kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi kimsenin hayatına son verilemeyeceği emredici bir dille ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere ülkemizde ötanazi yapılması mümkün olmayıp ötanazi yasağı söz konusudur.

Hastanın Tedaviyi Reddetme Hakkı Var Mıdır?

Ülkemiz hukuk sistemiyle hastanın tedaviyi reddetme hakkının varlığı kabul edilmektedir. Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’nde bu husus açıkça düzenlenmektedir. Yönetmeliğin 25. maddesine göre, kanunen zorunlu olan hâller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere hasta, kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu hâlde tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine ya da yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekmektedir. Buna uygulamada “yazılı onam” denilmektedir. Tedaviyi reddetme veya tedavinin durdurulmasını isteme, hasta bakımından bir haktır. Bu sebeple söz konusu hakkın kullanılmasının, sağlık kuruluşuna tekrar müracaatı hâlinde hasta aleyhine kullanılması olanaksızdır.

Maddi ve/veya Manevi Çöküntünün Ötanazi Talebine veya Sonucuna Yol Açıp Açmayacağına İlişkin Değerlendirmemiz

Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’yle hastalara yapılacak müdahalelerin tıbbi gerekliliklerle sınırlandırıldığı dikkate alındığında, tıbbi müdahalenin gerekli olmadığı durumlarda, örneğin kişinin yaşam enerjisini kaybetmesi, hayata küsmesi, moral bozukluğu, içinde bulunduğu süreçte üzgün ve mutsuz olması, geçici ekonomik sıkıntılar yaşaması gibi durumların gerekçe yapılarak kişinin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü üzerinde tasarrufta bulunulması mümkün değildir.

Ne yazık ki ülkemizde yakın zamanda bir kişinin devlet kamu kurumuna başvuru yaparak ötanazi talep ettiği haberleriyle karşılaşılmıştır. Ülke ve insanlık için endişe verici bu haber aslında hayata tutunma arzusu kalmayan kimselerin de varlığını gözler önüne sermektedir. Ancak sorunun kaynağı ne olursa olsun, kişinin içinde bulunduğu çıkmaz, yaşadığı sorun ve geçirdiği buhran ister ailevi isterse ekonomik olsun ya da önemli bir sağlık problemi bulunsun, ülkemizde kişilere ötanazi yapılması mümkün değildir. Kaldı ki ekonomik sıkıntı yaşanması, ruhsal bunalım altında hayattan umudun kesilmesi veya beklentinin kalmaması teknik manada bir ötanazi sebebi ve gerekçesi değildir. Zira burada ölümcül veya ağır bir hastalık ve dinmeyen ızdırap hali yoktur. Böyle bir durum olsaydı dahi Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği madde 13 hükmü karşısında ülkemizde kişilerin ötanazi talep edebilmeleri mümkün değildir.

Kamu kurumuna iletilen bu talebin de gerçek manada bir ölüm isteğinden çok aslında bir anlamda sesini duyurma, hatta bir yardım çığlığı olduğu düşünülmektedir. Bu ve benzeri tüm sesleri de devletimizin duyması, kişinin yaşadığı problem her ne ise bunun çözümü için gereken somut ve çözüm odaklı adımların gecikmeye ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açılmadan atılması gereklidir.

Yazarın Diğer Yazıları