Gönül Teline Dokunan Bir Ömür: Necdet Çalış ile Musiki Yolculuğu
Türk musikisi, sadece notaların yan yana gelmesi değil bin yıllık bir kültürün, yaşanmışlığın ve ruhun sese bürünmüş halidir. Bu kadim mirası hem bir bilim insanı titizliğiyle inceleyen hem de bir sanatkâr zarifliğiyle icra eden çok kıymetli bir ismi bugünkü röportajımızda sizlerle buluşturuyoruz.
Kendisi, bilgisayar programcılığının getirdiği analitik bakış açısını, musikimizin o eşsiz makam dünyasıyla harmanlamış; TRT Nağme ekranlarından gönüllere köprü kurmuş bir değerimizdir Necdet Çalış. Yüzlerce bestesi, onlarca albümü ve üstadlarına olan sarsılmaz vefasıyla tanıdığımız Necdet Çalış ile müziğin dününe, bugününe ve yapay zekânın kapımızı çaldığı geleceğine dair derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik.
REMZİ ÖZKAN: Hocam, röportajımıza hoş geldiniz. Biliyoruz ki, uzun yıllar TRT bünyesinde hem sesinizle hem de farklı projelerle Türk musikisi adına çalışmalarınız var. Bugünler de yine yapmış olduğunuz birbirinden kıymetli bestelerle dikkat çekiyor ve adınızdan söz ettiriyorsunuz. Sizin için müzik ne anlam ifade ediyor?
NECDET ÇALIŞ: Hoş buldum. Çok teşekkür ederim. Aslında benim için müzik, sadece notaların kağıda dökülmüş hali veya hoş bir ses duyulması demek değil; o, geçmişin sesini bugüne taşıyan devasa bir kültür köprüsü. Düşünsenize, bir makamın içinde asırların neşesi, kederi, bir milletin karakteri gizli.
Ben de bu yüzden kendimi bildim bileli bu mirasa adadım ömrümü. Sadece kitaplardaki teorik bilgilerle yetinmedim; o makamları damarlarımda hissedene kadar üzerine çalıştım, araştırdım. Bir yandan o köklü teoriyi anlamaya çalışırken, diğer yandan mızrabımı her vurduğumda o mirası canlı tutmaya, anlatmaya gayret ediyorum. Çünkü biliyorum ki, biz bu değerleri ne kadar doğru anlar ve uygulamalı olarak ne kadar samimi aktarırsak, bu kadim kültür de o kadar uzun yaşayacaktır.
REMZİ ÖZKAN: Peki, Türk musikisi makamlarına olan ilginiz nasıl başladı hocam?
NECDET ÇALIŞ: Bu sevda aslında daha çocukluk yıllarımda, evin içinde yankılanan o eşsiz eserlerle kalbime düştü. O zamanlar notayı, usulü bilmezdim ama dinlediğim o nağmelerdeki tarifsiz derinlik, o yoğun duygusal zenginlik beni adeta büyülerdi. Bir şarkı duyduğumda sadece dinlemez, o sesin beni nereye götürdüğünü merak ederdim.
Zaman geçtikçe bu hayranlık, yerini büyük bir keşfetme arzusuna ve meraka bıraktı. "Bu sesler nasıl bir araya geliyor da içimizi bu kadar titretiyor?" diye sormaya başladım ve makamların o muazzam yapısını öğrenmek için kollarımı sıvadım. İşte o yolculukta asıl mucizeyi fark ettim: Her makam aslında başlı başına bir alem. Her birinin kendine has bir ruhu, bir karakteri var. Kimisi hüznü en asil haliyle yaşatıyor, kimisi yaşama sevinciyle dolduruyor içimizi. Bu ruhu keşfettikçe, attığım her adım, yaptığım her çalışma benim için sadece bir uğraş değil, hayatı anlamlandırma biçimi haline geldi.
Cok yararlı aydınlatıcı ve keyifli bir söyleşi olmuş emek verenleri kutluyor tesekur ediyorum .