Doç. Dr. Ahmet Faruk Çeçen, 'Düşünmeyi yapay zekaya bırakmayın'
Yapay zekanın zamanla araştırma, yazma ve fikir üretme gibi bilişsel süreçleri hızla devralmasıyla birlikte, insanın analitik düşünme yetisini kaybetme tehlikesi giderek büyüyor.
Teknoloji, tarih boyunca insanın fiziksel sınırlarını aşmasına yardımcı olurken günümüzde "aklı ve düşünceyi devretme" boyutuna evrildi. Geçmişte sadece hesap yapan veya bilgiye ulaşmayı hızlandıran araçlar, bugün bizim yerimize araştırıyor ve fikir üretiyor. Çiviyi çakmak için çekici icat ederek kas gücünden tasarruf eden insanlık, yapay zekayla birlikte bizzat düşünme eylemini makinelere devretme eğiliminde. Bu durum gündelik hayatı ve eğitim süreçlerini kolaylaştırsa da eleştirel düşünmeyi zayıflatarak toplumu iradesini makinelere teslim etmiş bir kalabalığa dönüştürme riski taşıyor.
"Benim yerime sen düşün" demek tehlikenin başlangıcı
Yazı ve matbaa gibi her yeni teknolojinin insanın anlama biçimini değiştirdiğini ifade eden Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Faruk Çeçen, yapay zekanın insan dilinden öğrenerek akıl yürütmesinin tarihte eşi görülmemiş bir durum olduğunu vurguladı.
“Yapay zekaya 'Ben ne düşüneyim, benim yerime sen bul' diyoruz”
Kitap okuma eyleminin bireyi bir argümanla karşı karşıya bırakarak kendi fikrini üretmeye zorladığını hatırlatan Çeçen, "Biz eskiden okur, tartışır ve düşüncelerimizi ortaya çıkartırdık. Ama şimdi yapay zekaya dönüp 'Ben ne düşüneyim, benim yerime sen bul' diyoruz. İnsanoğlu düşünme eyleminden uzaklaştığında iradesini başkasına teslim etmiş oluyor. Düşünme işini sürekli bir makineye devrettiğinizde, bir süre sonra sadece kendisine verileni alan bir sisteme hapsolursunuz" dedi.
Yanlış yaptığını bilsek de neden bu kadar güveniyoruz?
Yapay zekanın zaman zaman yanlış bilgi verebileceği bilinmesine rağmen ona körü körüne güvenilmesinin altındaki psikolojik etkenlere değinen Çeçen, bu sistemlerin kullanıcıyı memnun etmek üzerine kurulduğunu belirtti. İnsanın mantıktan ziyade duygularıyla hareket etmeye yatkın olduğunu dile getiren Çeçen, "Nasıl ki dijital dizi platformları sizi içeride tutmaya çalışıyorsa, yapay zeka da aynı mantıkla çalışıyor. Sizi mutlu edecek, duymak istediğiniz cevapları veriyor ve sanki karşınızda bir insan varmış gibi samimi vurgular yapıyor. İnsanlar da bu içten konuşan yapıya sırlarını açıyor ve çok ciddi bir güven duymaya başlıyor" diye belirtti.
Yazılı ödevler tarihe karışıyor
Yapay zekanın eğitime entegrasyonuyla birlikte okullardaki sınav ve ödev sistemlerinin değişmek zorunda olduğuna dikkat çeken Çeçen, "Çok değer verdiğimiz yazılı ödev kültürü zamanla ortadan kalkacak. Artık bir kişinin kapasitesini anlamak için sözlü iletişim neredeyse tek geçerli yol haline gelecek. Bir gazetecinin ya da doktorun gerçek yeteneklerini ancak onunla birebir iletişim kurarken, yüz yüze sorduğunuz sorularda anlayabileceksiniz" diye kaydetti.
Hamallığı makineye verin, aklınızı koruyun
Yapay zekanın karşısında durmak yerine onu insanı geliştiren bir "çalışma arkadaşı" olarak kullanmanın önemine değinen Doç. Dr. Çeçen, genç iletişimcilerin bu süreci akılcı bir şekilde lehlerine çevirebileceğini belirtti. Zihinsel çabanın makinelere bırakılmaması gerektiği konusunda uyaran Çeçen, "Bilgisayarda binlerce satırlık bir listeyi düzenlemeyi yapay zekaya devredin. Ancak düşünmeyi asla devretmeyin. Sürekli aynı yapay zekadan, sadece sizi onaylayan cevaplar alırsanız zihinsel bir tembellik başlar ve farklı fikirlere kapanırsınız. Yapay zekaya 'Beni eleştir, farklı bakış açıları sun' diyerek onu kendi gelişiminiz için sizi zorlayan bir yardımcı haline getirin" şeklinde konuştu.
