Eski sporcularımızdan, fıkra gibi yaşanmış olayları paylaşalım; yüzümüzde küçük de olsa bir mütebessimlik oluşturmak adına.
Beşiktaş malzemecisi Süreyya'dan başlayalım;
"Biz Antalya kampındaydık. Galatasaray'la kupa maçı oynayacaktık. Takım sahaya çıktı, kulübeye yerleşti. Biz de malzemelere bakmak zorundayız orada. Taraftarın biri giyinmiş, siyah-beyaz bayrağı almış eline, tam kulübeyle yan yana bir yerde amigoluk yapıyor.
Maç başladı, bir iki dakika oldu. Oradan bağırmaya başladı. Kulübede de hatırladığım kadarıyla Tigana, Sergen, Okan Buruk, Murat Şahin ve Tayfur Havutçu oturuyor.
Önce hocaya bağırdı:
'Değişiklik yapamıyorsun, sen git, yaramaz adamsın!'
Sonra Tayfur'a bağırdı:
'Yaşlandın artık, futbolu bırak sen!'
Okan'a bağırdı:
'Sen Galatasaraylısın, git orada oyna!'
Sergen'e de:
'Git at yarışı oyna!' diye seslendi.
Baktım herkese sıra geliyor. Biz de sıralanmışız, orada oturuyoruz.
Kendi kendime dedim ki, 'Süreyya, sıra şimdi sana da gelecek.'
Kalktım, gittim adamın yanına.
'Herkes rahatsız oluyor. Daha gol yok, bir şey yok; hemen başladın sırayla herkesi rahatsız etmeye. Otur efendi gibi maçını seyret. Yoksa polis çağırıp seni attıracağım.' dedim.
Bana baktı:
'Bıyıklı, sen çok konuşma. 15 senedir maçlara geliyorum, hep yedeksin. İnsan bir gün oynamaz mı?' dedi.
Tabii herkes afalladı, birbirine bakıyor. Futbolcular gülmeye başladı zaten. Ama adam hâlâ susmuyor.
'Kiralık da mı vermiyorlar seni? Hangi başkan, hangi yönetim gelirse gelsin sen buradasın. Torpilin nereden?' diye devam etti."
Fenerbahçeli Abdülkerim Durmaz ile devam edelim;
Bir maç arifesinde takım kamptadır. Rıdvan Dilmen ve Müjdat Yetkiner, Abdülkerim'in odasına gelir.
"Abdülkerim, sen şimdi odadaki dolaba gir, saklan. Biz İsmail Kartal'ı odaya çağıracağız. Senin arkandan atıp tutacağız, bakalım ne diyecek." diyerek bir muziplik planlarlar.
Abdülkerim tamam der ve dolaba girer.
Sonra İsmail Kartal'ı odaya çağırırlar. Önce Rıdvan başlar:
"Ulan bu Abdülkerim ne kadar ibne bir adam ya! Defansta adamını kaçırıyor, top oynamayı bilmiyor ama sonra bize kabadayılık yapıyor."
Ardından Müjdat alır sazı eline:
"Bu adamı hiç sevmiyorum. Takım içinde çıban başı."
Rıdvan ile Müjdat, Abdülkerim hakkında uzun uzun konuşurlar. Sonunda İsmail'e dönerler:
"Haksız mıyız İsmail? Oğlum, sen ne diyorsun bu işe?"
İsmail de gaza gelir:
"Ulan vallahi ben de aynı şeylerden şikâyetçiyim. Bu puşt saha içinde bana da bağırıyor, efelik yapıyor."
Tam o sırada Abdülkerim, saklandığı dolaptan "Hobalaa!" diye ortaya çıkar.
Abdülkerim, Müjdat ve Rıdvan kasıklarını tutarak gülerken, tongaya düştüğünü anlayan İsmail renkten renge girer. Zaten esmer olan yüzü iyice kararır.
İsmail hemen odadan çıkar, kendi odasına kaçıp kapıyı arkadan kilitler.
Rıdvan, Müjdat ve Abdülkerim peşinden koşarlar. Kapıya yüklenerek:
"Oğlum, şaka yaptık, aç kapıyı!" derler.
Ama İsmail Kartal içeride, içten içe ağlıyordur.
Yeni yaşanmış gerçek bir fıkrayla devam edelim;
Ankara 19 Mayıs Stadı dış sahasında oynanan 19 Yaş Altı (U19) Yükselme Ligi maçında forvet oyuncusu, önüne gelen topa öyle bir abanır ki top, kale yerine auta gitmekle kalmaz; çok uzaklara, stadın dışına kadar çıkar.
"Olabilir." demeyin...
Top o kadar hızlı gider ki saha dışında park hâlindeki bir araca isabet eder ve aracın camını kırar.
Ancak araç sahibi çirkef birisi çıkar. O sırada stattan gelen topun camı kırdığını görünce, yanında eşi ve çocuğu olduğu hâlde tüm aile stada gelip sahaya girer. Topa vuran forvet oyuncusunu sıkıştırıp araç camının parasını ister.
Ortalık, araya girenlerin sayesinde zor bela sakinleşir.
Ergün Hoca ile bitirelim;
Oldukça komik ve yaratıcı bir hocadır Ergün Kantarcı.
Galiba İzmir civarında bir maç... Devre arası...
Ergün Hoca takıma taktik veriyor ve yüksek sesle anlatıyor.
Yüksek sesle anlatıyor; zira rakip takımın soyunma odası da yan tarafta. Arada sadece alçak bir duvar var ve söylenenler rakip takım tarafından da rahatlıkla duyuluyor.
"Gençler, rakip nispeten kısa boylu ve hava toplarında zayıf. O yüzden ikinci yarıda ne kadar top gelirse ayağınıza şişirin. Yüksekten oynayın ve rakibin dengesini bozalım. Bu şekilde gol buluruz."
Ardından eliyle "sus" işareti yapıyor. Sesini iyice kısarak, hatta ellerini yere yaklaştırarak şöyle diyor:
"Aman ha... Yerden oynayın. Onlar duysun diye yüksek sesle bağırdım. Aman, kurbanınız olayım, yerden oynayın."
Sağlıklı ve spor dolu günler diliyorum.
Düzenlemede yalnızca imla, noktalama ve akıcılık iyileştirildi; metnin içeriği, uzunluğu ve mizahi anlatımı korunmuştur.