Bir şehrin geliştiğini anlamak için yalnızca duman çıkan bacalarına,
Fabrika açılışlarına ve süslü hedeflere bakmak yeterli değildir.
Asıl sorulması gereken şudur:
Bu sanayi Samsun’a mı yarıyor, yoksa sadece rakamları büyütüp,
İnsanı küçülten bir yapıya mı hizmet ediyor?
Çarşamba Organize Sanayi Bölgesi (OSB),
Samsun’un sanayi hamlelerinin vitrini olarak sunuluyor.
Planlar büyük, hedefler iddialı.
Ancak sahaya inildiğinde tablo daha farklı görünüyor.
Fabrika sayısı artarken, istihdam aynı hızla artmıyor.
Makine gücü yükseliyor, insan gücü ise giderek azalıyor.
Bugün sıkça eleştirilen eski Çarşamba Şeker Fabrikası kusursuz değildi;
Ancak önemli bir gerçeği vardı: İnsan çalıştırıyordu!
Sadece işçiyi değil, çiftçiyi, nakliyeciyi, esnafı da ayakta tutan bir yapıya sahipti.
Bugün “modern sanayi” olarak adlandırılan model ise
Daha az ama daha nitelikli iş gücüyle ilerliyor.
Bu dönüşüm teknik olarak gerekli olabilir;
Fakat Samsun’daki işsizlik sorununa ne ölçüde çözüm ürettiği açıkça tartışılmıyor.
Bir diğer önemli sorun, yerel basının bu sürecin dışında kalmasıdır.
Samsun ve ilçelerindeki OSB’lerde hâkim anlayış çoğu zaman şu yönde:
“Biz üretelim, anlatmaya gerek yok.”
Oysa anlatılmayan sanayi, şehirle bağ kuramaz.
Basınla, halkla ve yerel dinamiklerle bağı zayıflayan bir sanayi yapısı;
Güven üretmez, beklentileri yönetemez.
“Büyük yatırımlar geliyor” söylemiyle yükseltilen umutların,
Gerçekleşmeyen projelerle hayal kırıklığına dönüşmesi de
Bu güven kaybını derinleştiriyor.
Bugün Samsun bir yol ayrımındadır:
Ya sanayi, halk ve medya arasındaki bağ yeniden kurulacak,
Ya da büyüme rakamları konuşulurken
Şehir sosyal olarak küçülmeye devam edecektir.
Çünkü Samsun’da yukarılarda bacalardan çıkan dumanlar konuşulurken,
Aşağıda işsizlik, hastalıklar ve vurdumduymazlık her geçen gün ayyuka çıkıyor.
Tam bu noktada şehrin mülki amirleri şehirle alakalı tek kelime konuşmazken,
Kurtuluş mücadelesinin ilk adımı atılan Samsun yok edilmektedir.
Net bilinen Çarşamba ve Bafra ovalarıyla birlikte ciddi bir baskı altındadır.
Dünyaya adını tarımıyla duyurmuş şehir can çekişirken,
Sadece sanayi değil, insan da, memlekette korunmak zorundadır.
Eğer amaç, gerçekten halkın ve memleketin kazanmasıysa,
Bunun yolu şeffaflıktan, samimiyetten ve şehirle birlikte düşünmekten geçer.
Aksi halde her geçen gün daha yüksek sesle şunlar sorulacaktır:
Bu memleket kim veya kimin için büyüyor?
Kimler koca bir şehrin öldüğünü görmüyor!!?
Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın.