- Haberler
- Güncel
- Sulukule Kapısı, İstanbul'un fetih tarihinden günlük yaşamına uzanan geçmişini koruyor
Sulukule Kapısı, İstanbul'un fetih tarihinden günlük yaşamına uzanan geçmişini koruyor
İstanbul'un tarihi surları üzerinde yer alan Sulukule Kapısı, Bizans döneminden Osmanlı'ya uzanan geçmişiyle kentin savunma tarihinin önemli tanıklarından biri olmayı sürdürüyor. 1453'teki İstanbul kuşatmasında yoğun çatışmaların yaşandığı bölgeler arasında bulunan kapı, yüzyıllar içinde değişen işlevi ve çevresindeki yerleşimlerle kentin gündelik yaşamına da ev sahipliği yaptı.
Theodosius Surları’nın Topkapı ile Edirnekapı arasındaki bölümünde bulunan Sulukule Kapısı, Bizans döneminde Pempton Kapısı adıyla biliniyordu. Lykos Deresi’nin surlara ulaştığı noktada konumlanan kapı, bulunduğu bölgenin coğrafi özellikleri nedeniyle İstanbul’un kara savunmasında stratejik öneme sahipti.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmek amacıyla başlattığı kuşatma sırasında Topkapı-Edirnekapı hattındaki surlar yoğun top ateşine tutuldu. Sulukule Kapısı ve çevresi de kuşatmanın hareketli cephelerinden biri haline geldi. Günümüzde kent sakinlerinin günlük yaşamlarında kullandığı bu güzergah, bir zamanlar Osmanlı ordusunun surları aşmaya çalıştığı savaş alanının bir parçasıydı.
Fetih sonrasında da tarihsel önemini koruyan kapı, Osmanlı döneminde uzun süre kapalı kaldı. 19. yüzyılın sonlarına doğru yeniden açılan geçit, çevresindeki yerleşimlerle birlikte İstanbul’un şehir hayatına dahil oldu.
Kapının bugünkü adının ise bölgeden geçen Lykos Deresi ile bağlantılı olduğu belirtiliyor. Bayrampaşa’dan doğarak surların altından şehre giren, Vatan Caddesi ve günümüzdeki tramvay-metro güzergahı boyunca ilerleyip Yenikapı’dan denize ulaşan derenin, Sulukule isminin ortaya çıkmasında etkili olduğu ifade ediliyor.
Kapının taşlarında Bizans ve Osmanlı izleri bulunuyor
Sanat tarihçisi Elif Rana Kabalıoğlu yaptığı açıklamada, bölgenin Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren Sulukule adıyla anıldığını belirtti.
Bölgede erken Bizans döneminden bu yana bir derenin bulunduğunu aktaran Kabalıoğlu, Sulukule isminin Bayrampaşa’dan doğan ve surların altından geçerek Yenikapı’da denize dökülen su kaynağıyla ilişkili olduğunu söyledi.
Osmanlı döneminde derenin kurumaya başladığını anlatan Kabalıoğlu, bölge sakinlerinin kapının altındaki bir mağaradan suyun akmaya devam ettiğine ilişkin anlatımlarını da paylaştı.
Sulukule Kapısı’nın mimari yapısında farklı dönemlerin izlerinin görülebildiğini vurgulayan Kabalıoğlu, kapının mermer lento bölümündeki haç işaretine dikkati çekti. Bizans döneminde surların depremler, yangınlar ve kuşatmalar nedeniyle zarar gördüğünü, bu nedenle farklı zamanlarda onarımlar gerçekleştirildiğini belirten Kabalıoğlu, Osmanlı döneminden kalan tamir kitabesinin de kapının geçmişine ışık tuttuğunu ifade etti.
Sulukule’nin geçmişinde farklı topluluklar var
Sulukule Kapısı’nın tarihinin yalnızca savaşlar ve savunma yapılarıyla sınırlı olmadığını belirten Kabalıoğlu, çevredeki yerleşim alanlarının Bizans’tan Osmanlı dönemine kadar farklı topluluklara ev sahipliği yaptığını anlattı.
Kabalıoğlu’nun aktardığı bilgilere göre, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde surların dışında yaşayan Roman topluluklarının, imparatora iç karışıklıkların önlenmesi sürecinde yardımcı olmalarının ardından surların içine yerleşmelerine izin verildi.
Daha önce surların dışında yaşayan ve göçebe bir hayat sürdüren bu topluluğun, söz konusu gelişmenin ardından şehir içindeki yerleşim alanlarında yaşamaya başladığını belirten Kabalıoğlu, bölgede daha önce Yahudi, Rum ve diğer Hristiyan toplulukların da yaşadığını kaydetti.
Osmanlı döneminde ise Sulukule’deki yerleşim yapısında büyük bir değişim yaşanmadığını ifade eden Kabalıoğlu, Roman vatandaşların mahallede yoğun olarak yaşamayı sürdürdüğünü dile getirdi.
Surların hemen bitişiğindeki evlerde yaşayan mahalle sakinlerinin geçimlerini katırcılık, nalbantlık, demircilik ve bakırcılık gibi mesleklerle sağladığını aktaran Kabalıoğlu, bölgenin tarih boyunca yalnızca askeri ve mimari açıdan değil, toplumsal yaşam bakımından da önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı.
Bugün İstanbul’un tarihi dokusu içinde varlığını sürdüren Sulukule Kapısı, taşlarında taşıdığı Bizans ve Osmanlı izleri, fetih döneminden kalan hatıraları ve çevresindeki yerleşimlerin hikayesiyle kentin çok katmanlı geçmişini yansıtmaya devam ediyor.



