Savaşın faturası altına kesildi: Marttan sonra mayısta da geriledi
Orta Doğu'da tırmanan savaşın enerji fiyatlarını yükseltmesi ve ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırabileceğine yönelik beklentiler, ons altının üst üste üç ay değer kaybetmesine yol açtı. Mart ayında son 16 yılın en sert düşüşünü yaşayan altın, mayıs ayını da kayıpla kapattı.
ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına kadar varan savaş süreci, küresel piyasaları ve yatırım araçlarını derinden sarsmaya devam ediyor. Boğazın kapanmasıyla tırmanışa geçen petrol ve doğal gaz fiyatları, dünya genelinde enflasyon endişelerini körükledi. Bu durum, yıl başında faiz indirimi yapması beklenen ABD Merkez Bankası'nın (Fed) tam tersine yıl sonuna kadar faiz artışına gidebileceği beklentisini doğurdu. Faiz getirişi olmayan altının, yüksek faiz ve güçlü dolar ortamında cazibesini kaybetmesiyle birlikte kıymetli maden piyasalarında sert düşüşler kaçınılmaz oldu.
Altında 3 aylık kayıp dönemi
Yıla rekorlarla başlayan ve ocak ayında 5 bin 600 doları test eden ons altın, şubatta da yükselişini sürdürmüştü. Ancak Orta Doğu'daki krizin patlak vermesiyle rüzgar tamamen tersine döndü. Mart ayında 4 bin 99 dolara kadar gerileyerek 2008 küresel krizinden bu yana en sert aylık düşüşünü yaşayan ons altın, nisan ve mayıs aylarında da değer kaybetmeye devam etti. Mayıs ayını 4 bin 540 dolardan tamamlayan altın, böylece üst üste üç ayı kayıpla kapatmış oldu.
Gümüş mayısta toparlandı
Benzer küresel riskler nedeniyle tıpkı altın gibi sert dalgalanmalar yaşayan gümüş piyasası ise mayıs ayında biraz olsun nefes aldı. Ocak ayında 121,7 dolara kadar çıkarak rekor kıran ancak mart ve nisan aylarında çok sert çakılan ons gümüş, iki aylık düşüş serisine son verdi. Gümüşün onsu, mayıs ayı sonunda yüzde 2,1 oranında toparlanarak 75,3 dolara yükseldi.
Uzmanlar ne diyor?
Gelişmeleri yorumlayan Saxo Capital Emtia Strateji Başkanı Ole Hansen, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın enerji fiyatlarını yüksek tuttuğunu ve bunun altın fiyatlarını baskıladığını belirtti. Yatırımcıların faiz beklentilerine göre pozisyon aldığını hatırlatan Hansen, jeopolitik durumun istikrara kavuşması ve enerji şoklarının azalmasıyla birlikte, merkez bankalarının ve Çin'in güçlü fiziki talebi gibi ana unsurların altına yeniden destek olabileceğini öngörüyor.