Neden aynı şeye bakıp farklı şeyler görüyoruz?
Aynı manzaraya bakıp farklı ayrıntılar fark etmemiz ya da bir rengi farklı algılamamız şaşırtıcı değil. Çünkü beyin, dünyayı pasif biçimde 'kaydetmez' onu yorumlar, tamamlar ve anlamlandırır. Yani gördüğümüz şey yalnızca gözümüze gelen ışık değil, beynimizin o ışığa yüklediği anlamdır.
2015’te sosyal medyada büyük tartışma yaratan “elbis e” fotoğrafı bunun en bilinen örneklerinden biri oldu. Bazı insanlar elbiseyi mavi-siyah görürken, bazıları beyaz-altın olarak algıladı. Bunun nedeni gözlerin bozuk olması değil; beynin ışık ve gölge koşullarını farklı varsayımlarla telafi etmesiydi. Beyin, ortamın aydınlatmasına dair tahmin yapar ve rengi buna göre “düzeltir”. Bu tahmin farklı olunca algı da farklı olur.
Herkes için “mavi” aynı mı?
Renkler fiziksel olarak belirli dalga boylarına karşılık gelir; ancak o dalga boyunun nasıl deneyimlendiği öznel bir meseledir. Hepimiz “mavi” etiketi altında benzer bir rengi öğreniriz, fakat o mavinin zihnimizde nasıl hissedildiğini doğrudan karşılaştıramayız. Çünkü her insan yalnızca kendi bilinç deneyimine erişebilir.
Algı; geçmiş deneyimlerimizden, kültürden, dilden ve beklentilerimizden etkilenir. Beyin, dış dünyadan gelen veriyi sürekli olarak önceki bilgilerle harmanlar. Bu nedenle iki kişi aynı sahneye baktığında, biri ayrıntıya odaklanırken diğeri bütünü görebilir; biri tehdit algılarken diğeri sıradan bir durum görebilir.
İç ses gerçekten var mı?
Bir başka görünmeyen fark da iç sestir. Çoğu insan okurken ya da düşünürken zihninde bir ses duyduğunu söyler. Ancak küçük bir kesim, hiçbir zaman iç ses deneyimlemediğini belirtir. Bu durum “anendofazi” olarak adlandırılır.
Benzer şekilde bazı insanlar zihninde görsel imgeler oluşturamaz (afantazi), bazıları ise son derece canlı imgeler kurabilir (hiperfantazi). Bu farklılıklar yalnızca beyana dayanmaz; beyin görüntüleme çalışmaları da bu deneyimlerin sinirsel karşılıklarının farklı olabildiğini göstermektedir.
Duyular ve hafıza da farklı
Bazı insanlar sesleri renk olarak deneyimleyebilir (sinestezi). Bazıları gözlerini kapattığında yalnızca koyu bir gri görürken, bazıları renkli desenler ya da görsel “karıncalanmalar” görür. Hatta hafıza bile büyük farklılıklar gösterebilir. Kimi insanlar geçmiş bir olayı adeta yeniden yaşıyormuş gibi hatırlarken, kimileri yalnızca o olayın bilgisini bilir ama sahneyi gözünde canlandıramaz.
Peki bu ne anlama geliyor?
Dünya tek ve ortak olabilir, ancak onu deneyimleme biçimimiz kişisel ve değişkendir. Algımız sandığımız kadar nesnel değildir; beyin, veriyi sürekli yorumlar ve tamamlar.
Bu durum rahatsız edici görünebilir. Çünkü “Ben dünyayı olduğu gibi görüyorum” inancını sarsar. Ancak aynı zamanda bilimsel ve insani açıdan değerlidir. Başkalarının bizimle aynı şekilde görmediğini, düşünmediğini ve hissetmediğini kabul etmek; hem zihni anlamamıza hem de empati kurmamıza yardımcı olur.