Bu söz bir slogan değil, bir tarihin, bir tecrübenin ve acı derslerle yazılmış bir gerçeğin özetidir. Yüzyıllardır değişmeyen bir hakikattir bu: Türk, ne zaman sırtını başkasına dayadıysa, ne zaman “dostluk” masallarına inandıysa, bedelini ağır ödemiştir.
Bugün hâlâ aynı oyunu izliyoruz. Aynı senaryo, aynı roller, sadece aktörler değişiyor. Dün emperyalizm başka bir yüzle karşımıza çıkıyordu, bugün “müttefik”, “stratejik ortak”, “demokrasi havarisi” kılığında sahnede. Ama hedef hep aynı: Türk’ün gücünü kırmak, iradesini zayıflatmak, birliğini bozmak.
Dost dediklerimiz nerede?
Sınırlarımızda terör koridorları kurulurken mi yanımızdaydılar?
Bayrağımıza uzanan elleri durdururken mi destek oldular?
Şehitlerimiz toprağa düşerken mi “insani değerler” akıllarına geldi?
Hayır.
Onlar hep kendi çıkarlarının yanında durdular. Türk’ün canı pahasına, Türk’ün toprağı pahasına, Türk’ün geleceği pahasına…
Bu yüzden bu söz bir öfke cümlesi değil, uyanış cümlesidir:
Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.
Bu, dünyaya düşman olmak değildir.
Bu, herkese mesafeli, akıllı ve onurlu durmaktır.
Bu, başkasının merhametine değil, kendi gücüne güvenmektir.
Türk milleti tarih boyunca yalnız kaldı ama asla teslim olmadı. Çanakkale’de yalnızdı, kazandı. Kurtuluş Savaşı’nda yalnızdı, devlet kurdu. Bugün de yalnız kalabilir ama boyun eğmez.
Asıl tehlike dış düşmanlar değil; bu gerçeği unutanlar, bu milleti başkalarının masallarına inandırmaya çalışanlardır. Çünkü Türk’ü yıkamayan kılıçlar, bazen sözlerle ve vaatlerle denemiştir.
Unutmayalım:
Dostluk çıkarla bittiğinde, geriye sadece millet kalır.
Ve o milletin adı Türk Milletidir.
Türk’ün güvencesi yine Türk’tür.
Dünü de böyleydi,
bugünü de,
yarını da.