Bir ülkede siyasetçinin ağzından çıkan her cümle, sadece kendisini değil, o koltuğun temsil ettiği milyonları bağlar. Hele ki o cümle, hayat pahalılığı altında ezilen insanların gerçeğiyle bu kadar kopuksa, mesele basit bir “kişisel serzeniş” olmaktan çıkar, toplumsal bir provokasyona dönüşür.
AKP Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan’ın aylık 450 bin lira maaşın kendisine yetmediğini söylediği yönündeki açıklama, tam olarak böyle bir kopuşun ifadesidir.
Soruyu sormak artık bir zorunluluk:
Bu ülkede 20 bin lira alan emekli nasıl geçinsin?
Asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışan işçi ne yapsın?
Kirasını, faturalarını, çocuğunun okul masrafını denkleştirmeye çalışan memur hangi matematikle hayatta kalsın?
Market raflarında etiketler haftada bir değişirken, doğalgaz ve elektrik faturaları bir maaşı yutarken, “450 bin yetmiyor” demek; halkın yaşadığı gerçekliğe sırtını dönmek değil midir?
Bu, sadece bir ekonomik değerlendirme değildir. Bu söz, aynı sofraya oturmayanların, aynı dertle dertlenmeyenlerin sözüdür. Bir yanda pazar artığı toplayan emekliler, diğer yanda “yetmiyor” diyen vekiller…
Bu iki tablo yan yana geldiğinde, ortada bir yanlışlık olduğu apaçık ortadadır.
Siyaset, halkın sesi olmak için yapılır; halktan kopmak için değil. Milletvekilliği, bir ayrıcalık kürsüsü değil, bir sorumluluk makamıdır. O sorumluluğun ilk şartı da, halkın yaşadığı hayatı anlamak, en azından anlamaya çalışmaktır.
450 bin lira yetmiyorsa sorun maaşta değil; bakış açısındadır.
Sorun rakamlarda değil; temsil bilincindedir.
Bugün bu sözler, milyonlarca insanın aklıyla alay ediliyormuş hissi uyandırıyorsa, bu tesadüf değildir. Halk bunu not eder. Sandık günü geldiğinde de, kimin kendisiyle aynı hayatı paylaştığını, kimin bambaşka bir dünyada yaşadığını çok net hatırlar.
Çünkü bu ülkede insanlar artık şunu sormuyor:
“Vekil ne kadar alıyor?”
Şunu soruyor:
“Bizi gerçekten anlayan var mı?”
Ve ne yazık ki bu açıklama, o soruya verilen en kötü cevaplardan biri olarak hafızalara kazınıyor.