Gazetecilik, dışarıdan bakıldığında parıltılı bir meslek gibi görünür. Elinde mikrofon, boynunda basın kartı, önünde kameralar… Oysa perde arkasında başka bir gerçek vardır: Gazeteci, toplumun vicdanıdır ama çoğu zaman bu vicdan istenmez. Çünkü gerçek, herkesi rahatsız eder.
Türkiye’de gazeteci olmak zordur. Yazarsan “muhalif” derler, yazmazsan “korkak.” Eleştirirsen “hain,” överken “yalaka.” Her kelimen, her cümlen birilerini rahatsız eder. Ne kadar dengede olmaya çalışırsan çalış, kimseye yaranamazsın. Çünkü gazeteci, tarafsız kalsa bile, herkesin kendi tarafında olmasını ister.
Siyasetçiler sevmez gazetecileri. Çünkü gazeteci, onların görmek istemediği aynayı tutar yüzlerine. O aynada parlayan şey bazen bir başarı değil, bir hatadır. Bu yüzden en kolay hedef, gazeteci olur. Susturulmak istenir, küçümsenir, dışlanır. Ama gazetecinin varlığı, o siyasilerin konforunu bozar. Doğruyu yazmak, rahatsız eder; rahatsızlık da iktidarların hoşuna gitmez.
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Sosyal medya, ışıl ışıl kutlama mesajlarıyla dolu. “Basın emekçileri toplumun aynasıdır” diyenler yarın o aynayı kırmaya kalkacak, çünkü o aynada kendi yüzlerini görmek istemeyecekler. Parıltılı sözlerin ardından gazeteciler yine hedefte olacak.
Ama ne olursa olsun, gazetecilik susmaz. Çünkü bu meslek, ödül için değil, hakikat için yapılır. Bir toplumun sesi, kulağı, hafızası gazetecilerdir. Onlar olmazsa, karanlıkta kalan her şey sessizce unutulur.
Belki kimse sevmez gazetecileri, ama herkes bir gün onların yazdıklarına muhtaç kalır. Ve işte o gün, neden yazdıklarını anlarsınız.