Maşrapa yanılsaması… - Nuri Oğuzhan Şeker
Nuri Oğuzhan Şeker

Maşrapa yanılsaması…

Nuri Oğuzhan Şeker

Zamanın birinde gururlu bir vali, kentin meydanına büyük bir çeşme yaptırmış.

Açılış günü kentin ileri gelenlerini toplamış ve kendi elleriyle gümüş maşrapayla pınardan su doldurup davetlilere ikram etmeye başlamış.

Ancak kalabalığın arasında duran ve zaman zaman kendisini eleştiren yaşlı bir bakkala su vermemiş.

Kibirle bakıp, "Sana bu sudan içirmek yok, git kendi başının çaresine bak!" demiş.

Yaşlı bakkal hiç istifini bozmadan cebinden matarasını çıkarmış, çeşmenin arka borusundan akan sudan doldurup bir dikişte içmiş ve valiye dönüp şöyle demiş:

"Sayın Valim, siz suyu kendi cebinizden getirip ikram etmiyorsunuz ki bana vermemekle beni susuz bırakasınız! Bu su dağdan akar, çeşme halkın parasıyla yapılır. Siz sadece aradaki maşrapasınız. Maşrapayı tutan eliniz suyu benden esirgeyebilir ama suyun sahibi siz değilsiniz."

Hikayeyi okuduktan sonra şöyle bir düşündüm…

Bazı insanların zamanla düştüğü en büyük tuzak; zamanla kendilerini bir "lütfedici" olarak görmeleridir.

Bir hizmeti sunarken lütfediyormuş gibi davranmak, hizmette veya görevde seçicilik yapmak, yapılanı kişisel bir ikram gibi sunmak açık bir kibir göstergesidir. 

Oysa makam sahibi kim olursa olsun; ne dağdan akan suyun sahibidir ne de çeşmenin... O sadece aradaki maşrapadır. 

Maşrapanın görevi de suyu aynı şekilde herkese taşımaktır; onu keyfiyle engellemek ya da ayrımcılık yapmak değil.

Sözün özü, maşrapa kibrine kapılanlar belki o anlık suyun akışını kesebilirler; ancak su eninde sonunda kendi yatağını bulur ve geriye sadece hakikati haykıranların dik duruşu kalır.

Görüşmek dileğiyle…

Yazarın Diğer Yazıları