Erol ŞEKER

TÜRKİYE'NİN BARIŞA GİDEN YOLU, BU YOL DEĞİLDİR!

Erol ŞEKER

Sizin Demokratik Açılımlarınız
“Demokratik açılım” dediniz.
“Çözüm süreci” dediniz.
Peki bu ülkeye ne çözdünüz, ne açtınız?
***
Yıllar boyunca terörle arasına açık ve net bir mesafe koyamayan siyasi yapılar, “özgürlük” ve “demokrasi” söylemleri eşliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında güç kazandı.
Kapatılmadı, yeterince sorgulanmadı; aksine meşruiyet alanı genişledi.
İsimler değişti, anlayış değişmedi.
***
Bu süreçte, binlerce askerimizin, polisimizin, öğretmenimizin, hâkimimizin, savcımızın ve masum sivillerin hayatına mal olmuş bir terör örgütünün söylemleri, doğrudan ya da dolaylı biçimde siyasetin merkezine taşındı.
Toplum vicdanını derinden yaralayan açıklamalar karşısında uzun süre sessizlik hâkim oldu.
Bu sessizlik, bazı çevrelerde cesaret olarak algılandı.
***
Türkiye; Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle aynı cephede şehit vermiş, aynı bayrak altında var olmuş bir ülkedir.
Buna rağmen, “temsil” iddiasıyla ortaya çıkan ve en büyük zararı yine bu toprakların insanına veren yapılanmalar görmezden gelindi.
Terörle arasına mesafe koyamayan söylemler, farklı kavramlar üzerinden normalleştirilmeye çalışıldı.
***
Göstermelik görüntülerle kamuoyunda algı oluşturulmaya çalışılırken, perde arkasında siyasi temaslar ve mutabakatlar konuşuldu.
Medyada sıkça yer verilen bazı isimler, zamanla Meclis kürsülerinde daha iddialı ve sınırları zorlayan bir dil kullanmaya başladı.
Devletin refleksleri zayıfladıkça, hukuki ve siyasi sınırlar da bulanıklaştı.
***
Bugün gelinen noktada, son günlerde ülkenin farklı şehirlerinde yaşanan provokatif görüntüler tesadüf değildir.
Unutulmamalıdır ki; devletin kararlılığı sorgulanır hâle gelirse, kamu düzeni de zedelenir.
Güvenlik güçlerinin yetki ve iradesi tartışmalı hâle getirilirse, hukuku zorlayan çevreler alan kazanır.
Meclis’te söylenen her sözün bir karşılığı vardır; bunun topluma yansıması kaçınılmazdır.
***
Bu mesele, birkaç kişinin münferit davranışı olarak değerlendirilemez.
Ortaya çıkan tablo; yıllardır “zorunlu”, “kaçınılmaz” ya da “tek yol” denilerek savunulan politikaların doğal sonucudur.
Suskunluk tarafsızlık değildir.
Çoğu zaman, yanlış olanın sürmesine dolaylı bir onay anlamı taşır.
***
Terörle mücadele, söylemle değil; net, tutarlı ve hukuk zemininde kararlı bir duruşla yürütülür.
Demokrasi, devleti zayıflatarak değil; hukuku güçlendirerek korunur.
“Açılım” adı altında milletin ortak hafızası ve hassasiyetleri görmezden gelinemez.
***
Bu ülkenin şehitlerine karşı bir sorumluluğu vardır.
Bu sorumluluk; kararsızlıkla değil,
Adaletle, kararlılıkla ve açık bir devlet iradesiyle yerine getirilir.
***
Yaşananların daha açık anlatımı zor.
Ancak bir gerçek ortadadır:
Türkiye’nin barışa giden yolu, bu yol değildir.
Toplumu ayrıştıran, gerilimi besleyen her adım, barışa değil çatışmaya hizmet eder.
***
Vakit daralıyor.
Geç olmadan, doğru ile yanlışı ayırmak zorundayız.
Bu vatan; hesap yapanların değil,
Bedel ödeyenlerin omuzlarında yükselmiştir.
***
Ne demişti şair:
“Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.”
“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!”
Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın.

 

Yazarın Diğer Yazıları