Torunumun doğumunu duymamın üzerinden daha 48 saat geçmişti ki; Yeğenim Samet Şeker’in kayıp haberi ile yürek yangını ile Çorum’ a koşturdum.
Yeğeni ararken bir ulusal televizyon yayına çıkana kadar aramadık yer bırakmadık. O yayına çıktıktan yaklaşık 2-3 saat sonra daha önceden gözlerimizle, bedenimizle ve adeta ruhumuzla aradığımız yer ve bölgede televizyonda sesimizin duyulmasının hemen akabinde ne hikmettir araç ve yeğenim kaybolmasının ertesi günü baktığımız bağ evinin bahçesinde aracında ölü buldular.
Üç beş gün “Ne olur hayatında endişe duyuyoruz. Acil HTS, vs ne varsa izin verin acil bulalım” çığlıklarımıza Çorum Adliyesi kulak tıkadı. Özellikle bir yetkilinin söyledikleri bir adalet sarayı görevlisine hiç yakışmıyordu. O dönemin Başsavcısına konu ve görevli hakkında bilgi iletilmiş ama Çorum adliyesi sağır, dilsiz, görmez olmuştu adeta ne bir konuşan, bir ne bir söz söyleyen olmadı.
Bulunma hikayesi de enteresan. Emniyet yetkilisi telefonda bana önce “dron yardımı ile bulduk” derken, daha sonra ki gün “İki Arkadaş İskilip’ ten dönerken bir bağ evinde kamera görüyor bakmak için indiklerinde görüyorlar”sözlerini unutmam imkansız.
Yetmedi Polis, Jandarma arama yaparken aramadan dönen bir Gazetecinin de olduğu ekipten ayrılan bir ekip aracı buluyor, haber verdiği için yoldan acil dönülerek olay yerine gidiliyor.
Sonra olay yerini Jandarma inceliyor nedendir dosyayı polise devrediliyor. Olay yeri Jandarma bölgesi!??? Bu arada olay yeri savcısı akşam değişiyor dosya başka savcıya veriliyor!??
Sonuç: Resmen baştan sona bir film senaryosu ile karşı karşıyayız adeta!
Daha neler neler, ne detaylar geçti başımızdan yargı tek bir kelime dahi sorma ihtiyacı neden duymaz!??. Velhasıl gelin tüm bu küçük anekdotların ardından gelin bu olayın CİNAYET OLMADIĞINA SİZ DE İNANIN…
Yetmedi…
Acılı tek erkek evladı baba (ağabeyim) ile Çorum Adliye asansörde karşılaştığım olay yeri incelemeden sorumlu olduğu iddia eden Jandarma Astsubay’ın sözleri kulaklarımda HİÇ UNUTAMIYORUM!
O astsubay,“Siz televizyonda yalan konuştunuz o televizyon yayınında kemeri ben kestim, o kaza siz ne derseniz deyin değişmez??” Astsubay yargı olmuş bile.
Lakin bugün dönüp baktığımızda astsubay haklıymış meğerse Mahkeme oymuş, karar veren oymuş. Astsubayın dediği gibi yaşandı / yaşanıyor her şey.
Bir astsubay neden asansörde o sözleri söyler, Yargı neden astsubay’ın tutanağını sorgusuz sualsiz onaylar?
Bunu anlarım “ÜLKE DE ARTIK BİR ASTSUBAY,YARGIYERİNE KARAR VERİYORSA SÖZÜMÜZ YOK.”
Olayın sıcağı sıcağına ulusal bir televizyon kanalı yayına çağırdı. Kanalı biz değil onlar inatla bizi buldu yayına çıkarttı. Tüm Türkiye izledi söylenenleri, iddiaları, gördüklerini ve onların konuşturduklarını, şahitleri?
Nedendir? Rahmetli yeğeni toprağa verdik döndük yayına. Ve kanalda şahitler vs bir bir hızlıca ortaya çıkıp konuşurken sanki bir talimat alınmışçasına canlı yayın bıçak keser gibi canlı yayın sonlandırıldı? Bizde de vatandaşlarda da büyük şaşkınlık oluşturturken, şüpheleri daha da güçlendirmeye yetti de arttı bile…Ve bu gün olayın üzerinden tam 2 yıl geçti.
…
Bu güne geldiğinde söylemek zorundayım ama; Samet Şeker dosyası, sadece bir ailenin evladını aradığı bireysel bir adalet mücadelesi değildir.
Bu dosya;
“Türkiye’de adalete olan güvenin, yargının işleyişinin ve bürokratik reflekslerin masaya yatırıldığı, vicdanlarda doruk noktaya ulaşmış bir hakikat sınavıdır.”
Çorum’da şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Yeğenim 22 yaşındaki Samet Şeker’in dosyası, adliyelerin tozlu raflarına "trafik kazası" etiketiyle kaldırılmak istendi/isteniyor.
Oysa geride kalan anne, baba, kardeşler ve akrabalar; her gün emniyet, jandarma ve adliye koridorlarında bu kararın açtığı derin yarayla baş başa kalıyor.
Geçmişte benzer karanlık dosyalar "FETÖ baskısı" ya da benzeri gerekçeler ve dayanaklar geçiştirilirdi. Bugün ise ne yazık ki bazı çevrelerde iş, siyasi ve bürokratik gölgelerin dosyalar üzerinde etkili olduğu iddiaları dillendiriliyor.
Fakat yaşananlar, bize bu durumun sıradan bir ihmalden öte, “Yargı, vicdan ve kanun unutulmaz/umursamaz mı oldu? sorusunu sorduracak kadar vahim bir boyuta ulaştığını gösteriyor.
Diğer büyük acıların (Deprem felaketleri, Kartalkaya'daki trajediler veya toplumsal olaylar) inceden inceye sızlattığı bu milletin vicdanı, Samet Şeker dosyasının bu kadar ucuz ve kolay yoldan kapatılmasını kabullenemez, kapatamaz, kapatılmamalıdır!
Hukukun temel temeli şüpheyi gidermek, adaleti tecelli ettirmektir. Ancak Samet Şeker dosyasında hukuki açıdan çözülmesi gereken ama ardında soru işaretleri bırakılan o kadar çok çelişki var ki!
En basit ve ilk bakışta görmek isteyen gözlerin gördüğü, görmek istemeyenlerin umursamadığı bazı güçlü iddia ve deliller:
1 - Kaza emaresi yok: Sözde trafik kazasının gerçekleştiği iddia edilen bölgede ne bir fren izi ne de kaza bulgusu var.
2 - Fiziki çelişkiler:Bölgede taşlık/kayalık alan olmamasına rağmen araçta sürtünme izlerinin aranmaması, yağmurlu bir gecede sürücü camının tamamen açık olması hayatın olağan akışına aykırı.
3 - Savcının ilk sözü ve ani değişim: Olay yeri savcısının ilk anda mırıldandığı "Kazaya hiç benzemiyor, araç sanki sonradan koyulmuş gibi" şeklindeki tespitinin ardından, dosyanın apar topar o savcıdan alınarak başka bir isme devredilmesi...
4 - Delil Karartma Şüphesi: 113 gün sonra bir tarlada biten "kanlı kimlik", jandarma komutanının yeterli numune almadan dosyayı alelacele kapatma gayreti, canlı yayında ifade değiştiren tanıklar ve şüphelilerin olay sonrasındaki ani yaşam kalitesi yükselişleri. Kanlı kimliğin adli tıp’ a gönderilip gönderilmediği ve akıbeti hiç ortada yok!
5 – Acı Adli Tıp Rapor şüphesi: En önemli ve acı vereni ise koskoca Türkiye Adli Tıp Kurumunun (ATK) tüm olaylarda alınan numunelerle cinayetleri ve tüm sorunları çözerken bu dosyada ne hikmettir ölüm saati, ölüm şekli tespit edilemediği raporudur???
Koskoca Adli Tıp Kurumunun (ATK) basit bahane açıklaması ise Samet Şeker’in bedeninden yeterli otopsi için numune alınmadığı ifadeleri vicdanları daha da çok acıtmaktadır.
Bu yapılmamış ise üzülerek belirtmeliyim ki; Direkt olarak tüm bunlar olay, yerinden eksik delil toplama yapan olay yeri inceleme, akabinde ise Samet Şeker’in bedeni, araç ve bölgeden alınan numune eksiklikleri sanırım yetkili Çorum Hastanesinde ki ve diğer bölgelerde ki görevlilerin sorumsuzluğu veya delil karartma çabası şeklinde algılanması kaçınılmaz değil midir?
Bu dosyanın bugüne kadar “Trafik kazası” iddiası ve Jandarmanın tutanağına dayandırılarak yargının hiçbir çalışma yapmadan alelacele kapatılmış olması, yerel düzeyde mekanizmaların bazı yerel reflekslerle bir şekilde kilitlendiğini gösteriyor.
Ancak türlü maddi hata, eksik bilirkişi incelemesi (araç kaputu altında, üstünde başka ezilmelerin içerlerinde kum ve ıslaklık bulunmasına rağmen derinlemesine araştırılmaması) ve bunca çelişkiye rağmen Çorum Adliyesi'nin dosyayı "trafik kazası" diyerek kapatması kesinlikle bir kader değildir.
Hukuken bu dosyanın yeniden açılması ve mercek altına alınması zorunludur. Güncel gelişmeler ve Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan özel inceleme birimleri, bu tarz rafa kaldırılmış dosyaların teknolojik imkanlar (baz istasyonları, DNA ve uzman bilirkişi raporları) eşliğinde yeniden ele alınabileceğini göstermektedir.
Yani kanuni yollar ve usuller mevcuttur;eksik olan tek şey, “Yerel bürokrasideki iradenin harekete geçirilmesidir.”
İki yıldır Şeker ailesi olarak inanıyoruz ki; bu olayın varsa arkasındaki güçlü yapı veya kim olursa olsun, hiçbir karanlık gücün bu milletin adalet arayışından daha büyük olamaz.
Buradan Şeker ailesinin sesini duyurmak, dosyanın yeniden açılması adına;
İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’ye,
Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’e,
Ve en önemlisi her fırsatta "Kimsesizlerin kimsesi, sessizlerin sesi" olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyoruz:
Samet Şeker dosyası, bu ülkenin hukuk devletine ve adalete olan inancının test edildiği en net eşiktir. Bu karanlık perdenin aralanması, sadece Şeker ailesinin değil, tüm Türkiye'nin vicdan borcudur. Yargı ve bürokrasi, bu maddi hatalarla dolu dosyayı yeniden açmaya mecburdur, adalet yerini bulmalıdır!
Mevlana Celaleddin-i Rumi adaleti ne güzel dile getirmiş;
"Adalet, her şeyi yerli yerine koymaktır. Her şeyi layık olduğu yere koymamak ise zulümdür. Zulüm, bir şeyi yerinden başka bir yere koymaktır."
Beklenen o gerçek adaletin yerine gelmesi umuduyla…
Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın…