Yazıma başlarken bu gün
Cumhuriyetimizin 102. Yılı.
Nice aydın, özgür ve gururlu yarınlara…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
***
Böylesi bir günde kusura bakmayın ama,
Öncelikle Kaymakam ve Vali kimdir, neyi temsil eder, unutanlara hatırlatalım...
***
Kaymakam kimdir?
İlçe genel idaresinin başı, devletin ilçedeki temsilcisidir.
İlçede yürütülen tüm kamu hizmetlerinin sorumluluğunu taşır.
Vali ise ilin başıdır;
Cumhurbaşkanını ilde temsil eder.
Yani ikisi de devleti temsil eden, kamu gücünü halk için kullanan mülki idare amirleridir.
Biri ilin, diğeri ilçenin devlet yüzüdür.
***
Bu kadar açık ve net olan bu tanımı gerçekten herkes biliyor mu?
Bence hayır!
Kaldı ki öyle bir hale geldik ki;
Bilen umursamıyor, bilmeyen ise biliyormuş gibi davranıp günü kurtarıyor.
***
Bugün bu yazıyı yazma sebebim tam da bu.
Son günlerde Samsun’un Ladik İlçesi’ne yeni atanan Kaymakam Tuğçe Orhan görevi değil, güzelliğiyle gündeme getirildi.
Vali sessiz, Kaymakam sessiz…
Ama birileri ısrarla “güzellik” üzerinden haber yapılıyor.
Soruyorum size:
Devlet görevlisinin güzelliği mi?
Yaptığı başarılı hizmeti mi haber değeri taşır?
***

Elbette Tuğçe Orhan genç, eğitimli, başarılı bir isim.
Elazığ doğumlu, Fırat Üniversitesi mezunu, 110. dönem kaymakam adayı olarak mülki idarede görev yapıyor.
Ama mesele bu değil.
Mesele şu:
Kaymakam’ı güzelliğiyle değil, göreviyle, başarısıyla konuşmak zorundayız.
Devletin temsilcisine “fiziksel özellikleri” üzerinden yaklaşmak,
Hem şahsına hem de makama saygısızlıktır.
***

Peki bir soru daha:
Kaç kişi dört yıl önce Ayvacık’ta görev yapmış olan Kaymakam Kübra Baka Kılıç’ı hatırlıyor?
Başı kapalı diye mi unutuldu?
Oysa o da 1995 doğumlu, o da başarılı, o da genç bir kaymakamdı.
Ama kimse onu “güzelliğiyle” değil, görevini yapışıyla anımsıyordu.
***
Yani mesele başörtüsü değil, mesele algı.
Toplum olarak kadın kamu görevlilerine ya övgüde ölçüyü kaçırıyoruz,
Ya da görmezden geliyoruz.
İkisinin de adı adalet değil.
***
Bakın, her iki kaymakam da genç, eğitimli, ülkesine hizmet etme idealine sahip iki değerli mülki idare amiri.
Biri Elazığlı, diğeri Artvinli.
Biri 108., diğeri 110. dönem kaymakam adayı.
İkisi de aynı yıl doğmuş, aynı devletin memuru, aynı sorumlulukla görev başında.
***
Fakat biz ne yapıyoruz?
Birini “güzelliğiyle” gündemden indirmezken,
diğerini hiç kimse “örtüsüyle” konuşmuyor, hatırlamıyor bile.
Yani her zamanki gibi yine özden çok görselle ilgileniyoruz.
Oysa bu ülkenin ihtiyacı olan şey “güzel yüz” değil, doğru duruş.
***
Kaymakamı, valiyi, memuru; kim olursa olsun, görevini nasıl yaptığıyla ölçelim.
Halkla ilişkisine, adalet anlayışına, işine verdiği emeğe bakalım.
Çünkü devlet dediğin, temsil ettiği makamı bilmeyenlerle değil,
O makamın ağırlığını taşıyabilenlerle ayakta kalır.
***
Unutmayın; kaymakam da vali de bu ülkenin memurudur.
Görevleri halkın huzuru, adaletin tesisi, devletin saygınlığıdır.
Eğer biz onları güzellik, görüntü, şakşak veya siyasi yakınlıkla değerlendirirsek;
Devletin ciddiyetini, kurumların itibarını, halkın güvenini kaybederiz.
***
O yüzden çağrım net:
Bırakın herkes işini yapsın.
Kısacası kaymakam görevini,
Vali denetimini, siyasetçi de siyasetini.
Güzellik, çirkinlik, yaş, cinsiyet değil; sorumluluk ve liyakat konuşulsun.
Ve tabiî ki Vali de, Kaymakam da ayrımcılık yapmadan,
Gücü, siyasi kimliği değil halkın ihtiyacını bilerek görevini yapsın.
Zaten gerçek saygı da,
Gerçek habercilik de,
Ancak o zaman anlam kazanır.
Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın…