Türkiye'de yapay zeka regülasyonu hangi aşamada?

Yapay zeka, birçok alanda hız ve verimliliği ciddi biçimde artırırken, günlük hayatın hemen her alanına hızla nüfuz etmesi beraberinde yeni riskleri ve bu risklerin nasıl yönetileceğine ilişkin regülasyon tartışmalarını da gündeme taşıyor.

Yapay zekanın potansiyel faydaları kadar yol açabileceği hak ihlalleri, güvenlik açıkları ve toplumsal etkiler, devletleri hukuki ve idari önlemler almaya zorluyor.

Ancak yapay zekanın risklerini yönetmenin tek yolu hukuki düzenleme yapmak değil. Aksine, hukuki düzenlemelerin hazırlanması ve uygulanması çoğu zaman uzun süreler gerektirdiğinden, yapay zeka gibi sürekli gelişen ve dönüşen alanlarda ilk başvurulan regülasyon aracı çoğu zaman hukuk olmuyor. Üstelik gerekli etki analizleri yapılmadan, mevcut hukuki çerçeve dikkate alınmadan aceleyle çıkarılan düzenlemeler, sorun çözmek yerine yeni sorunlar yaratabiliyor ve kısa sürede işlevsiz hale gelebiliyor.

İlkelerden bağlayıcı kurallara uzanan regülasyon döngüsü

Gelişen teknolojilerin regülasyonunda genellikle döngüsel bir yapıdan söz etmek mümkün. İlk aşamada bağlayıcı kurallardan ziyade çerçeve niteliğinde temel ilkeler öne çıkıyor. Bu ilkeler; çoğu zaman hukuki bağlayıcılığı olmayan, ancak risklerin tespit edilmesine ve ortak bir anlayış geliştirilmesine imkân tanıyan metinler olarak işlev görüyor.

Yapay zeka alanında da Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından hazırlanan ilkeler başta olmak üzere çok sayıda uluslararası ilke seti bulunuyor. Şeffaflık, adalet, hesap verebilirlik gibi kavramlar bu belgelerde ortak payda olarak öne çıkıyor. Ancak bu ilkeler, soyut ve esnek yapıları nedeniyle teknolojinin hızlı değişimine uyum sağlarken, uygulamada belirsizlik yaratabiliyor.

Örneğin bir yapay zeka sisteminin “adil” ya da “şeffaf” olması için hangi teknik ve organizasyonel şartları taşıması gerektiği, yalnızca ilkelere bakılarak net biçimde anlaşılamıyor. Bu da zamanla daha somut ve bağlayıcı düzenlemelere duyulan ihtiyacı artırıyor.

Farklı devletler, farklı regülasyon yaklaşımları

Yapay zekanın hukuki düzenleme yoluyla regülasyonunda, uluslararası ölçekte dahi tam bir uzlaşıdan söz etmek zor. Halihazırda bu alandaki ilk ve tek uluslararası bağlayıcı metin, Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan ve Türkiye’nin de aktif katkı sunduğu Yapay Zeka Çerçeve Sözleşmesi. Ancak yeterli sayıda devlet tarafından onaylanmadığı için sözleşme henüz yürürlüğe girmiş değil.

Ulusal düzenlemelerde ise daha belirgin farklılıklar görülüyor. Avrupa Birliği, temel hak ve özgürlükleri merkeze alan ve yapay zekayı büyük ölçüde bir “ürün” olarak ele alan yaklaşımıyla öne çıkıyor. 2024 yılında yürürlüğe giren AB Yapay Zeka Tüzüğü, her ne kadar kapsamlı olsa da tüm yapay zeka alanlarını tek başına düzenleyen bir “çatı yasa” niteliği taşımıyor. AB’nin bu yaklaşımı, yapay zeka teknolojilerinin büyük bölümünün AB dışındaki aktörler tarafından geliştirilmesi ve Birliğin pazar düzenleme gücünü kullanma ihtiyacıyla yakından ilişkili.

ABD ise dünyanın önde gelen yapay zeka geliştiricilerine ev sahipliği yapması nedeniyle daha esnek, yenilik ve girişimciliği teşvik eden bir regülasyon politikası izliyor. Çin’e yönelik daha kısıtlayıcı adımlar ise jeopolitik rekabetin regülasyon politikalarını nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Bu tablo, devletlerin yapay zeka regülasyonunda statik değil, ulusal önceliklere göre değişen yaklaşımlar benimsediğini ortaya koyuyor.

Türkiye’de yapay zeka regülasyonunun mevcut durumu

Türkiye’de yapay zeka regülasyonu, uluslararası gelişmelerle büyük ölçüde paralel ilerliyor. Türkiye; OECD ve UNESCO ilkelerinin hazırlanması sürecinde aktif rol alırken, Avrupa Konseyi Yapay Zeka Çerçeve Sözleşmesi’nin oluşturulmasına da katkı sundu.

Ulusal düzeyde ise Ulusal Yapay Zeka Stratejisi 2021-2025 ve 2024 yılında yayımlanan Eylem Planı, bağlayıcı nitelik taşımamakla birlikte kamu politikalarının yönünü belirlemesi açısından önemli belgeler olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de henüz doğrudan yapay zekayı merkezine alan özel bir yasa bulunmuyor. Ancak bu durum hukuki bir boşluk olduğu anlamına gelmiyor. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu gibi genel nitelikli düzenlemeler, yapay zeka uygulamalarına da uygulanabiliyor. Ayrıca Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından yayımlanan rehberler ve kamu kurumlarının hazırladığı politika belgeleri, uygulamaya yön veriyor.

Gelecek dönemde regülasyon nasıl şekillenecek?

Türkiye’de yapay zeka regülasyonunun geleceği, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yetkilendirilen T.C. Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı ile T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji ve Yapay Zeka Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanacak mevzuat ve politika belgeleriyle şekillenecek.

Buna ek olarak, TBMM bünyesinde kurulan Yapay Zeka Araştırma Komisyonu’nun raporu da ileride yapılabilecek yasal düzenlemelere önemli bir zemin oluşturacak. Türkiye’nin AB Yapay Zeka Tüzüğü’ne uyum sürecinin ise Orta Vadeli Program’a göre 2026’nın üçüncü çeyreğinde tamamlanması öngörülüyor.

WhatsApp İhbar Hattı
05459031060
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!

Bakmadan Geçme