Türkiye ve Yunanistan'ın 1930'larda kurduğu yakınlaşma, uzmanlara iyimser bir bakış sağlıyor

Türkiye ve Yunanistan arasında 1930-1952 yıllarındaki yakınlaşma dönemini değerlendiren uzmanlar, son aylarda iki ülkenin girişimiyle oluşturulan yakınlaşma sürecini onlarca yıldır devam eden sorunların çözümü için bir fırsat olarak değerlendirdi.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler son yüzyıllık süreçte inişli çıkışlı seyir izlerken, 1930-1952 yıllarındaki yakınlaşma dönemini değerlendiren uzmanlar, son aylarda iki ülkenin liderleri ve siyasilerinin girişimiyle oluşturulan yakınlaşma sürecini onlarca yıldır devam eden sorunların çözümü için bir fırsat olarak değerlendirdi.

Anadolu Ajansı (AA) muhabirine, ikili ilişkilerin tarihi ve iki ülke arasındaki sorunların çözüm perspektifini değerlendiren Türk ve Yunan uzmanlar, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda karşı karşıya gelen, onlarca yıl birbiriyle savaşan Türkiye ve Yunanistan'ın böylesi zor bir sürecin hemen ardından 1930'da büyük bir yakınlaşma atılımı yapmasını temel alarak, iki ülkenin sorunlarını çözmesi için yeni yakınlaşma sürecinin bir fırsat olabileceğini anlattı.

Ortak geçmiş, coğrafi yakınlık, paylaşılan tehdit algıları, ortak hedefler gibi çok sayıda unsurun iki ülke arası yakınlaşmada etkili olduğunu kaydeden uzmanlar, savaşın hemen ardından gelen 1930-1952 yakınlaşma sürecinde 1930 Dostluk, Tarafsızlık ve Barış Anlaşması, Yunan lider Eleftherios Venizelos'un Mustafa Kemal Atatürk'ü Nobel Ödülü'ne aday göstermesi, İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Yunanistan'a gıda yardımı yapması gibi çok sayıda önemli dostluk adımı olduğuna dikkati çekti.

Ortak tehdit algısı ve ortak hedefler

Kadir Has Üniversitesinden Uluslararası İlişkiler Profesörü Mustafa Aydın, Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinin tarihine bakıldığında inişli çıkışlı bir süreç görüldüğüne dikkati çekerek, ortak tehdit algısı ve cesaretlendirici unsurların yakınlaşma dönemlerinde ilişkilerin iyi gitmesinde etkili olduğunu söyledi.

Aydın, 1930-1952 döneminin ikili ilişkilerin iyi gittiği bir dönem olduğunu vurgulayarak, bu dönem için şöyle konuştu:

"İki ülkenin ortak tehdit algılarının olduğu dönemlerde birbirlerine yaklaştığını görüyorsunuz. Mesela Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız bir ülke olarak ortaya çıkmasından sonra, Akdeniz'de İtalyan tehdidi, Alman tehdidi var. Her iki ülkenin de korkuları var. O (korku) bu iki ülkeyi birbirine yaklaştırdı."

Aynı dönemde, iki ülke yakınlaşmasında, dışarıdan cesaretlendirici bir unsur olarak İngiltere'nin de rolü olduğunu belirten Aydın, İngiltere'nin bu dönem Yunanistan ve Türkiye'nin birlikte çalışmasını istediğine işaret etti.

Aydın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında her iki ülkenin de Sovyetler Birliği'ni bir tehdit olarak görmesinin yakınlaşmalarında etkili olduğunu ifade ederek, ABD'nin de o dönem Yunanistan ve Türkiye'yi yakınlaşma için cesaretlendirdiğini dile getirdi.

NATO'ya 1952'de birlikte üye olan Türkiye ve Yunanistan'ın, 1990'lı yıllardaki yakınlaşmasının ise her iki ülkenin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileriyle açıklanabileceğini vurgulayan Aydın, bu dönemde Türkiye'nin AB üyesi olmak istemesi ve Yunanistan'ın Avrupa Para Birliğine katılma hedefinin, Yunanistan ve Türkiye'yi AB perspektifiyle yakınlaştırdığını bildirdi.

İkili ilişkilerde fırsat penceresi

Aydın, şu an Türk-Yunan ilişkilerinde bir fırsat penceresi olduğunu belirterek, "Bunu değerlendirip değerlendirmemek tabii ki ülkenin liderlerine, yöneticilerine, halklarına kalıyor ama o fırsat şu. Hem Türkiye'de hem Yunanistan'da seçimler daha yeni yapıldı. İki ülkede de güçlü iktidarlar var. Önümüzdeki 4-5 yıl genel seçim beklenmiyor erken seçim olmadığı sürece. Bu durumda iki ülkede de liderler, yöneticiler bu konuyu iç siyasetin bir parçası olmaktan çıkartabilecek durumdalar. Milli duygulara hitap etme ihtiyacı siyaseten ortadan kalkmıştır." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin AB ve tüm bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmak istediği bir dönemde olduğunu vurgulayan Aydın, Yunanistan'ın da kendini "güvende hissetmek" adına Türkiye ile ilişkileri düzeltmek istediği değerlendirmesinde bulundu.

Aydın, "Türkiye ile rahat bir ilişki sürdürmeyen bir Yunanistan'ın hem ekonomik kalkınmasında sıkıntı yaşanıyor, çünkü sürekli savunma harcamalarını artırması gerekiyor, hem de Türkiye ile sürekli sorun yaşadığı için kendisini bir türlü Avrupa içine oturtamıyor. Dolayısıyla orada da Türkiye'ye benzer bir cesaretlendirme durumu var. Ben o yüzden bu sefer biraz daha umutluyum." diye konuştu.

Savaş yıllarının ardından gelen güçlü dostluk bağı

Galatasaray Üniversitesinden Uluslararası İlişkiler Profesörü Enis Tulça da zorlu bir savaş döneminin hemen ardından iki ülke arasında kurulan dostluk bağı için şu yorumlarını aktardı:

"Halkların şimdi olduğu gibi o dönem de savaşlara rağmen birbirlerine yakın olduğunu zaten biliyoruz ve tahmin edebiliyoruz ancak topyekün bir savaştan, Lozan Antlaşması'ndan sadece 7 yıl sonra, iki ülke, iki liderle, Eleftherios Venizelos ve Mustafa Kemal Atatürk ile büyük bir barış ve işbirliği yolunun önünü açıyorlar ve bu 1955'lere kadar geliyor."

Her iki liderin ağırlığı ve inisiyatifinin bu hızlı değişimde etkili olduğunu kaydeden Tulça, Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde komşularıyla dostluk ve iyi ilişkiler kurma isteğinin de bu süreçte önemli bir etken olduğunu vurguladı.

Tulça, dostluk sürecinin, 25 Mart 1930'daki Yunanistan'ın yüzüncü yıl kutlamalarında Türkiye'nin jestiyle başladığını anımsatarak, süreci şöyle değerlendirdi:

"Burada, Atina'da seremoniler var, Türkiye Büyükelçisi davetli. 1821'de asıl hadiselerin başladığı Mora'daki seremonilere Türk Sefiri davetli değil ama o zamanki Büyükelçi Enis Akaygen Ankara'ya danışarak 'Davetli değiliz ama gidelim mi, jest yapalım' diyor. Ankara da 'Takdir sizin, Büyükelçi sizsiniz' diyor. Büyükelçi gidiyor. Bu jeste Venizelos yine aynı sene Türkiye'nin milli gününde, 29 Ekim'de Ankara'ya gelerek cevap veriyor."

Bu açılım ardından iki ülke arasında 1930 tarihli Türk-Yunan Tarafsızlık, Barış ve Dostluk Anlaşması'nın yapıldığını bildiren Tulça, karşılıklı anlaşmalar, ekonomide işbirliğinin bu süreci takip ettiğini belirtti.

Tulça, 1934'ü "yakınlaşma döneminin zirve yaptığı yıl" diye tanımlayarak, o yıl Venizelos'un Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdiğini de hatırlattı.

Aynı yıl imzalanan Balkan Paktı'nın yapılmasında, Türkiye ve Yunanistan yakınlaşmasının da payı olduğunu ifade eden Tulça, 1934'te Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Enis Akaygen'in İran'a tayin edilmesiyle Yunan makamlarının Akaygen'in kendilerini gayriresmi olarak İran'da temsil etmesini istediklerine dikkati çekti.

Tulça, 1934'ten sonra gelişen yakınlaşma adımları sıralarken, 1938'deki Selanik Anlaşması'na vurgu yaptı.

Yunanistan'ın İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya tarafından işgal edilmesinin ardından Türkiye'nin bunu tanımaması ve Atina'da görevli Büyükelçisi'ni, Mısır'a sürgün edilen Yunan hükümetiyle birlikte Mısır'a göndermesinin de bu yakınlaşma adımları arasında olduğunu belirten Tulça, İkinci Dünya Savaşı döneminde, Eylül 1941'de başlayarak Türkiye'nin Yunanistan'a gemilerle gıda yardımı yapmasının da yakınlaşmanın önemli etkenlerinden olduğunu kaydetti.

Bu yakınlaşmanın, Türkiye ve Yunanistan'ın NATO'ya üye olduğu 1952'ye kadar devam ettiğini anlatan Tulça, ikili ilişkilerin geleceğine dair iyimserliğini şu sözlerle dile getirdi:

"Topyekün bir savaştan sonra bu başarıyı diplomaside göstermiş iki komşu ülke neden bu konjonktürde, bu zorluk dolu coğrafyada, aynı şeyi, siyasi iradeler ve diplomatlarımız, karşılıklı iki taraftan da başaramasın?"

Ortak coğrafya ve ortak değerler

Atina Üniversitesinden Modern Tarih Profesörü Evanthis Hacivasiliu ise Türk ve Yunan liderlerin son zamanlarda sık sık dile getirdiği "Komşu olarak yaşamaya ve dost olmaya mahkumuz" açıklamaları için şunları söyledi:

"Türkiye ve Yunanistan'ın aynı coğrafyada yaşamaya mahkum olduğu şüphesiz bir gerçektir. Ne Türkiye'nin ne de Yunanistan'ın ülkesini alıp başka bir yere gitme şansı yok. Bu bir tartışma konusu değil, bu bir gerçek."

Hacivasiliu, 1930'larda, 1959 sonrası ve 1999 sonrası yakınlaşma dönemlerinin hepsinde bu gerçeğin göz önünde bulundurulduğunu ifade ederek, "İkili ilişkilerde, aynı bölgeyi paylaşırken aslında temel özelliklerimizi, ortak korku ve umutlarımızı, ortak kültürümüzü de paylaştığımızı anlamak doğru bir başlangıçtır." dedi.

AA

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Dünya Haberleri