DARBELERE GEÇİT VERMEYELİM

Hasan TOPUZ

 

Sevgili Okuyucular

Ben Lise çağlarından beri okuyan ve yazan bir adamım Yirmi yedi Mayıs darbesinden sonra bütün anti demokratik hareketlerin bizzat içinde yaşadım. Düşüncelerimi kısaca özetledikten sonra, İkibin iki seçimlerine kadar gelelim. 2002 seçimlerinden sonra yeni bir dönem başladı. Artık Başrol oyuncusu Tayyip Erdoğan ve arkadaşları idi. Çok büyük iddalarla yola çıktılar.  Kısaca, Batı’daki ileri demokratik hayatı Türkiye’de uygulamayı vaat ediyordu.

            İkibin ikiden günümüze dokuz yıl geçti. Ekonomide ve demokratik uygulamalarda epey mesafe alındı. Millet yapılanları tasvip etti ki TAYYİP Bey iki tane seçim kazandı. Benim onaylamadığım birçok icratı olmasına rağmen Türk Milleti AKP ‘den memnundu. Fakat İslamcı kökene sahip inançlarını yaşadığı açıkça meydanda olan bir ekolün iktidarda olması bazı sermaye gruplarını hiç memnun etmiyordu. Bazı askerler ve yüksek brokrasi bu durunu hiç hazmedemiyordu. Bin dokuz yüz elli yılında iktidara gelen Demokrat partiye dedikleri gibi “Türkiye’yi Hassalarla, Memolar mı idare edecek” diyorlardı. 

Enflasyon yüzde onun altına düşmüş, Milli gelir artmış, Türkiye kalkınmış, Yollar, köprüler yapılmış malum zihniyetin umurunda bile değildi. Militarist vesayet rejimi istiyenler bütün güçleri ile çalışmaya başladılar. Seçim yolu ile iktidara gelemeyeceklerini anlayan bu çevreler gizli açık her koldan faaliyete başladılar. Büyük sermaye gruplarını yanlarına aldılar. Asker içinde örgütlendiler. Sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirdiler. Cumhuriyet yürüyüşleri birinci taaruz idi, başaramadılar. Parti kapatma teşebbüsleri, üç yüz altmış yedi formülü daha neler neler, akla gelmedik numaralar çevirdiler, hiç birini tutturamadılar. En sonunda Abdullah Gül’ü Cumhur Başkanı seçtirmemek için 27 Nisan’da Post modern Muhtra verdiler. Ne yaptılarsa başarılı olamıyorlardı. Abdullah Gül Cumhur Başkanı oldu. Tayyip Bey 2007 seçimini de kazandı. Bütün bu tarihin akışını değiştiren olaylar olurken PKK terörü içinden çıkılmaz bir hale geliyordu. AKP Hükümeti otuz yıldır bir türlü çözülemeyen Güney doğu meselesini çözmeye çalışıyor, öte yandan hükümeti yıkmak istiyen iç ve dış güçle PKK’yı koz olarak kullanıyorlardı. Türkiye bir türlü problemlerini hal edemiyor zaman geçtikçe işler dahada kötüye gidiyordu. Laf olsun diye söylenmeyen bir hakikat vardır. Türkiye zor bir ülkedir. Çok doğru olarak söylenmiş bir sözdür.

            DARBE GÜNLÜKLERİ

İkibin yedi yılının Nisan ayının başında idi. Sabahleyin haberlerde darbe günlüklerinin yayınlandığını duydum. Derhal erkenden Çarşamba’nın tüm gazete bayilerini dolaştım bir tane Nokta dergisi buldum. Şimdi masamın üzerinde duruyor. 29 Mart-4 Nisan haftalık Nokta dergisi üzerinde bir çift asker postalı olan dergi Deniz kuvvetleri komutanı Özden ÖRNEK’in yapılacak iki darbeye ait anıları anlatıyor. Bunlar SARIKIZ VE AYIŞIĞI darbe planlarıdır.

Darbe planlarını defalarca okudum. Darbelerin nasıl yapılacağını açıkça yazıyordu. Tamam dedim bu defa Türkiye’de yer yerinden oynar. Günler geçti Doğan medya veya Merkez medya darbe planlarını değil onları yayınlayan Alper GÖRMÜŞE saldırmağa başladılar.

Eski Deniz kuvvetler komutanı darbe günlüklerinde hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde yaşadıklarını anlatıyordu. Yazının tamamını okuduğunuzda o komutandan başka kimsenin bilemeyeceği özel bilgiler veriliyordu. Ertesi gün Nokta dergisini bir grup asker bastı. Bütün dergiye el koydular. Bizim darbe sever medyadan çıt çıkmıyordu. Hükümet bile sinmiş ve korkmuştu. Genel kurmay bildiri üzerine bildiri yayınlıyordu. Çevremdeki insanlara sordum. Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkında olan yoktu. Merkez medyanın Şanlı(!) yazarları günlüklerin Özden Örneğe ait olmadığını söylüyorlardı. Bu yazıyı yazman önce o meşhur postallardan kapağı olan dergiyi yeniden okudum. Bu gün artık o günlükler yüzünden tutuklu bulunan Özden ÖRNEK’İN durumuna bakarak zamanında o günlükler sahte diyen yazarların suratlarını tükürmek gerekmez mi?

Çok Değerli Okuyucularım

Yazımın başında belirttiğim gibi, Mazlum Türk insanı tarih boyunca eşkıyalardan,  çetelerden ve darbecilerden çektiğini hiçbir şeyden çekmemiştir. Bugün artık darbe günlüklerini yazanlar ve uygulamak isteyenler, mahkemelerde hesap veriyor. Sarı kız, Ay ışığı, yakamoz, balyoz gibi darbe teşebbüsleri birer birer deşifre olunuyor. Yirmi yedi Mayıs’tan bu yana yapılan bütün darbe teşebbüslerinden kimse hesap soramadı. Bu gün artık hesap sorma işine başlandı. Gönül ister ki on iki Eylül’ün 28 Şubat’ında hesabın sorulsun. 27 Mayıs’ta Menderesi asanlardan hesap sorulsun. İnşallah o günleri de görmek bana nasip olur. Suçsuz yere bayıltıncaya kadar gördüğüm işkenceleri ve çektiğim acıları bir gün bile unutamadım.  Darbelerden hesap sormak benimde çektiğim o acıların hesabını sormak olacaktır.  

Son günlerde beni en çok üzen yine o malum medyanın ve malum yazarların Silivri’dekilerin hiç suçu yok darbe teşebbüsleri hiç olmamış gibi utanmadan çığırtkanlık yapmalarıdır.

MEHMET ALİ BRANT’IN İTİRAFI

            Geçenlerde Mehmet Ali Brant’ın bir köşe yazısında yaptığı itiraf çok dikkat çekici idi.  Doğrusu tebrik etmek lazım. Kendi arkadaşlarından ve patronundan gelecek tepkiye hiç takmadan söyle diyodu”Darbe günlüklerinin yayınlandığında onları görmezlikten geldik Darbelere karşı gereken tepkiyi göstermedik. Genel kurmay’ın ne dediğine baktık. Asker ne dedi ise onu doğru kabul ettik. Çok yanlış yaptık. Darbelere karşı direnç  göstermediğimden dolayı utanç duyuyorum”.

            Son günlerde duyduğum en büyük itiraf, darısı diğer darbe sever yazarların başına olsun

12 HAZİRANDA BÜYÜK SINAV VAR

            Değerli Dostlar

            Sonuç olarak 12 Haziran seçimlerinde ne yapmalıyız diye bir düşünelim. Bana sorarsanız:

            Darbe yanlısı hiçbir partiye oy vermeyelim. Silivri’den aday gösteren partilere oy vermek demek darbeci Generallerin değirmenine su taşımak demektir. Yazımın başından beri darbecilerden neler çektiğimizi anlattım. Eğer yüz yıldır çektiğimiz ızdırapların sorumlularından hesap sorulmasını istiyorsan darbelere açıkça karşı çıkan partilere oy ver. Ya yüz yıldır süren eşkıyalık düzenine, darbeciliğe, Halk iradesinin ayaklar altına alınmasına son vereceğiz. Ya da Afrika ülkeleri gibi darbeler içinde debelenip duracağız. Uygar  Milletler gibi adaletle yönetilmek, insan haklarına sahip olmak ve özgür yaşamak Türk Milletinin hakkı değil midir?. Öyle ise 12 Haziran seçimlerinde darbecilere geçit vermeyelim… ben öyle yapacağım, iktidarda olmadığı halde darbelere karşı dirensin sembolü olan rahmetli MUHSİN Bey’in partisine oy vereceğim…

 Selam ve Dualarımla.

                     

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.