BELKİ DE HATAYI O GÜVENDİKLERİNİZ YAPTIRIYORDUR!

Erol ŞEKER

Bazen kendime çok kızıyorum. Habercilikte biraz kendini beğenmişlik yapayım: “Yeteri kadar iyiyim şükür.” Çok çok iyi bir gazeteci miyim? Olmaya çalıştığım inancındayım hala.
Ama bazıları ile yıllardır hala ikili anlaşmalarda sorun yaşıyorum.
Neden? Neden olarak her zaman nedendir bilmem ama; Hep kendimi gördüm yıllarca!
Ama yaş kemale erdikçe geri çekilip izlediğimde etrafımı gördüm ki;
Sorun bende değilmiş. Yanlış, hata, pislik adına ne derseniz deyin,
Tamamen adam sanıp dinlediğim kişilerin bazılarındaymış.
Çünkü içleri pis, kötülük dolu, çıkar dolu çoğunun.
Bazıları can ciğer kuzu sarması, sözü özü her şeyi ile mükemmel kişiler; Onlarla sorun yok.
Bazıları bir iyi bir sıkıntılı! Bu türlerin dünyaları aynı Çarşamba havası misali.
Yani bir güneşli, bir yağmurlu, bir sıcak bir soğuk kısacası; DEĞİŞKENLER.
Bu değişkenliği sanırım daha büyük gördükleri yerlerden aldıkları,
Sadakatsiz ve zenginlerin dayatmacı hayatlarına alışkanlıklarından olsa gerek.
Mesela Belediyelerin, Milletvekillerinin, büyük şirket Danışmanları vs, vs, vs…
Adamlar hep zenginlerin yanında yer alınca, bizim gibi akıllarınca küçük ilçe Gazetelerini
‘KÜÇÜK GÖRME HAKİR GÖRME HASTALIĞINA TUTULUP’
YANLARINDA ÇALIŞTIKLARI KİŞİ VEYA KURUMLARA, İLK BİZİ KÖTÜLÜYORLAR.

Köroğlu destanında denilir ya!: “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu”
O misal kimine göre KIYTIRIK, kimine göre İNTERNET ÇIKTI BASILI GAZETE OKUNMUYOR YA’
İşi çözdük ama geç çözdük. Kimin makam bulunca parayı, gücü nasıl bulduğunu gördük.Kapiişşş…
***
Tam bu noktada bir askerlik anımı anlatmak istedim. Konu daha iyi anlaşılacaktır umuduyla:
1980’lerin sonuna doğru vatani görevim için Ankara’da acemi birliğimi yaptıktan sonra,
Dağıtımım Erzurum Dumlu’ya çıktı ve o ilçeyi hala görmek nasip olmadan otogarda,
İhtiyar bir Başçavuş yakaladığı gibi sorgusuz sualsiz kapalı kasa araba ile bir bodrum katında soluğu aldım.
Henüz nerede olduğumu bile anlamadan “mesleğin ne?” diye sordular. Sorular, beklemeler derken saatler sonra bir Asteğmen koridorun başında belirdi. Rütbeleri bile tam öğrenememişiz korku o biçim…
Ama meslek sordular ya! Aklım hep orada kesin mesleğe göre alacaklar “bende inşallah yazıhanede yazıcı olur kurtulurum” düşüncesine dalmıştım çünkü bana göre cıvıl cıvıl muhasebe mezunu, bilgisayar öğrenmiş, eli daktilo tutan hızlı gencim…
Ve bir süre sonra Komutan yanıma geldi ve “Muhasebe stajını nerede yaptın?” dedi.
“AMASYA ŞEKER FABRİKASINDA YAPTIM KOMUTANIM.”
Yüzüme baktı, suratını ekşiterek döndü ve,
“CIK, OLMAZ, SEN BENİMLE YAPAMAZSIN ANLAMAZSIN” dedi.
Bu tavrına o kadar sinirlendim ki o sırada Komutan giderken bağırdı;
“Bunu gönderin bana büyük şehirde muhasebecilik yapmış işi çok iyi bilen birini getirin” demesin mi?
Sıkıysa korkma! Çünkü askeriyede komutana itaat disiplin öyle ki cezası ağır olabilirdi. Ama yine de kanım kaynıyor ya bir hışımla ve pervasızca ayağa fırladım ve biraz ürkek, biraz korkarak Asteğmen’e bağırdım;
“Komutanım hayırdır! Muhasebede daha iyi çalabilen birini mi arıyorsun? İstersen çalmanın şahını gösteririm ama asla yapmam. Senin şehir çocuklarına on çekerim” dedim ama bacaklarım tutmaz oldu.
Başıma gelecekleri düşünmekten söylediğime bile bin pişman oldum. Korkudan ölüyorum. Yüreğim fırlayıp çıkacak yerinden tutamayacağım öyle korkuyorum. Tam o sırada hemen birileri çekip yere oturttular ve koridordan apar topar resmen kaçırdılar. Bir süre sonra yaşlı ve zayıf bir Başçavuş geldi ve “GEL” dedi o kadar.
“Bu odada kalacaksın, buralara bakacak, hesabı, kitabı tutacaksın başkasını dinlemeyeceksin tamam mı?” Dedi gitti. Kendimi bir anda Subay Orduevinin ana 3 deposundan sorumlu görevli muhasebe yardımcısı olarak buldum.  Aylar sonra benim üst devrem olan Çavuşum üst katta ki ana Muhasebeye faturaları çıkartmamı istedi.
Korkarak, titreyerek çıktım üst kata! Aman Allah’ım ne göreyim; O Asteğmen. Hemen faturaları Asteğmene verip sıvışayım diyordum ki bana baktı ve,
“DUR OLAMAZ SEN O ASKER DEĞİL MİSİN? BEN BUNU GÖNDERİN DEMEDİM Mİ” diye bağırdı.
İçimden ‘Bittim’ dedim ve çaresizce “Evet o asker benim Komutanım” deyince;
“Olamaz sen bu işi bilemezsin gönderin demiştim” sözünün hemen akabinde arkamda aylar sonra yine o Başçavuşumu gördüm ve Asteğmen’ e bakarak; “Asteğmenim aylardır sana gelen evrakları bu delikanlı yapıyordu ve çok memnundun. Böyle güzel hesap kitap turtan kimse eli öpülesi iyi eğitimli biri diyordun. Ne oldu. Bırak adam gibi işini yapıyor sende işine bak çocukla uğraşma artık! Demesin mi?
Dondum kaldım. Nutkum tutulmuştu. Bir Başçavuş, bir Asteğmen’in fiyakasını benim için bozdu.
İşte o gün bu gündür sabrı ve gerçek dürüst insanları hep arkamda hissettim.
Ama artık yoruldum, biraz kendi ayaklarım üzerinde durma kararı aldım. Kimse üzerimden prim yapamayacak artık. Derdi olan adam gibi yüzüme gelip konuşacak. Kapı arkalarından, ulaklar aracılığı, kapı ardı dedikoducu kadınları misali birileri mesaj yollamasın kimse…
Adamsanız çıkın konuşun değilseniz lafım yok!.  Hatasız insan yok. Bilerek şükür hiç hata yapmadım.
Demem o ki; “Herkes iş verip görevlendirdiği güvenli adamım dediklerine bir daha baksın. Belki de hatayı kendisine o güvendikleri adam yaptırıyordur.”
Bilemezsin değil mi?
Mutlu ve (sağ)-lıcakla kalın…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.