- Haberler
- Samsun Haber
- Osmanlı'nın 'parlak' mirası göz kamaştırıyor
Osmanlı'nın 'parlak' mirası göz kamaştırıyor
Osmanlı döneminin göz alıcı kuyumculuk sanatına ait eserler Samsun Müzesi'nde ziyaretçilerle buluşuyor. 'Osmanlı'da Kuyumculuk Sanatı' bölümünde sergilenen koleksiyon, hem sarayın ihtişamını hem de yüzyıllar boyunca ustaların ince işçiliğini günümüze taşıyor.
Haberin Özeti
- • Samsun Müzesi'nde sergilenen "Osmanlı'da Kuyumculuk Sanatı" bölümü, dönemin görkemli mücevher ve süsleme eserlerini ziyaretçilere sunuyor.
- • Kuyumculuk, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethi sonrası sarayda hız kazanmış, takılarla birlikte günlük eşyaları da süslemiştir.
- • 16. yüzyıl bu sanatın "altın çağı" olarak kabul edilmiş, ustalar İstanbul dışında geniş bir coğrafyada ve Tebriz/Herat'tan gelenlerle çalışmıştır.
- • Osmanlı kuyumculuğu, Bizans ve Safevi etkileriyle başlayıp, Türk-İslam ve Anadolu estetiği sentezini koruyarak Avrupa etkileşimini de yansıtmıştır.
Osmanlı sarayında mücevher kullanımı özellikle İstanbul’un fethinden sonra hız kazanırken, kuyumculuk yalnızca takılarla sınırlı kalmamış; tahtlardan hançerlere, ibriklerden aynalara, nargilelerden yazı takımlarına kadar günlük yaşamın pek çok nesnesine sanat dokunuşu yapılmış. Saray için üretim yapan ustalar sadece İstanbul’da değil; Samsun’dan Van’a, Halep’ten Midyat’a, Rumeli’den Erzincan’a kadar geniş bir coğrafyada faaliyet göstermiş, hatta farklı dönemlerde Tebriz ve Herat’tan gelen ustalarla birlikte Osmanlı kuyumculuğu daha da zenginleşmiş.
16. yüzyıl bu sanatın “altın çağı” olarak kabul edilirken, sonraki yüzyıllarda Avrupa etkisi de yavaş yavaş kendini göstermiş. Yine de ortaya çıkan eserler, Türk-İslam ve Anadolu estetiğinin harmanlandığı özgün bir çizgiyi korumayı başarmış.

Müzede, Osmanlı dönemine ait kuyumculuk sanatına ait eserlerin yer aldığı bölümde sanatseverler için yapılan bilgilendirmede şu ifadeler yer alıyor;
"Osmanlı sanatında mücevher yapımı önemli bir alandır. Bu sanat, Osmanlı takılarının minyatür ve yağlı boya resimler gibi değerli kaynaklarla yansıtıldığı bir alandır. Osmanlı Sarayı'nda mücevher kullanımı, Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u fethetmesinin ardından artmıştır ve saray, Osmanlı kuyumculuğunun gelişiminde ve biçimlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Saray için çalışan kuyumcular, mücevherlerin yanı sıra günlük kullanım eşyalarını da (Kab, taht, beşik, gürz, hançer, at koşum takımları, ibrik, bardak, matara, kase, şerbetlik, gülabdan, tarak, ayna, yelpaze, zarf, buhurdan, şamdan, nargile, yazı takımı, sadak, tüfek, kutu, sandık, tespih gibi) süsleme teknikleriyle üretmişlerdir. Osmanlı dönemi kuyumcu atölyeleri sadece İstanbul'da değil, aynı zamanda Trabzon, Samsun, Sivas, Van, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Bitlis, Diyarbakır, Mardin, Midyat, Şam, Halep, Kıbrıs ve Rumeli Prizren gibi şehirlerde de bulunmaktadır. Bu şehirlerden yetişen ustalar, saray için çalışmak üzere İstanbul'a getirilmiştir. Ayrıca, Yavuz Sultan Selim'in İran seferinden sonra Tebriz ve Heratlı ustaların sarayda çalıştığı bilinmektedir. Osmanlı kuyumculuğu başlangıçta Bizans ve Safevi üsluplarının etkisi altındaydı.
16. yüzyıl, Osmanlı kuyumculuğunun en parlak dönemi olarak kabul edilirken, 17. ve 18. yüzyıllardan sonra Avrupa etkisi de gözlemlenmiştir. Osmanlı kuyumculuğu, diğer sanat alanlarında olduğu gibi Türk-İslam ve Anadolu sanat sentezi ile karakterizedir. Osmanlı'nın farklı kültürler ve komşularıyla etkileşimi, kuyumculuk alanında da görülmüştür. Osmanlı kuyumculuğunu ve takı modellerini, başlangıçta Bizans, Selçuklu, İran, Arap, Çin ve daha sonra Rus ve özellikle Avrupa ile gelişen ilişkiler etkilemiştir" ifadeleri yer alıyor.


