Olumsuzluklara Direnmenin En Güzel Örneği: Ömer Kıvrak
Efendim, bu röportajımızda Osmaniye'deyiz. Osmaniye'nin Düziçi ilçesine bağlı Ellek beldesinden yükselen bir hayat hikâyesi… Yokluğun, emeğin ve sabrın yoğurduğu bir ömür… Toprağın bereketiyle büyüyen, hayatın sert rüzgârlarına karşı dimdik duran ve yaşadıklarını kelimelere dönüştürerek edebiyat dünyasına taşıyan bir isim… Bununla da yetinmeyip önemli bir derginin yayın hayatına başlamasına vesile olmuş güzel yüreğiyle her kalbe dokunma gayretinde olan şair-yazar bir dost: Ömer Kıvrak.
Remzi ÖZKAN: Röportajımıza hoş geldiniz kıymetli hocam. Röportajların genellikle değişmeyen ilk sorusuyla başlamak istiyorum. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız rica etsem?
Ömer KIVRAK: Osmaniye’nin Düziçi ilçesine bağlı Ellek Kasabası Aydınlar Mahallesi’nde doğdum. Sekiz erkek, beş kız kardeşin ortanca evlatlarındanım. Çiftçilik, hayvancılık ve şairlik yapıyorum. Aynı zamanda “Aydınlar Dergisi” adında, iki ayda bir yayımlanan bir edebiyat dergisinin sahibiyim. Gönülden gönüle ulaşabilmek adına dostlarımızla birlikte derginin yayımlanması için emek veriyoruz.
Remzi ÖZKAN: Çocukluğunuzu sekiz erkek ve beş kız kardeşle, kalabalık ve yokluk içindeki bir ailede geçirmenin size hayat hakkında verdiği en önemli ders nedir?
Ömer KIVRAK: 1982 yılının Mayıs ayında yıldırım düşmesi sonucu annemi kaybettim. Babam da aynı yıl içerisinde yeniden evlilik yaptı. Ben, üvey annemin ellerinde büyüdüm. Zamanla onun da çocukları oldu ve biz; sekiz erkek, beş kız kardeş olarak kalabalık bir aile hâline geldik.
O dönemin zor şartları içinde büyüdük. Yeri geldi yamalı ayakkabılar giydik, yeri geldi bir siyah zeytini kahvaltıda üç lokmaya bölüp paylaşarak yedik. Ama yaşadığımız bütün yokluklar ve sıkıntılar bizi birbirimize daha çok kenetledi.
Büyüdükçe hayatın ve emeğin değerini daha iyi anladık. İyi günde de kötü günde de birlik olmayı, ekmeğimizi aş etmeyi, sevgimizi büyütmeyi öğrendik.
Bugün ise koskoca bir aile olduk. Öyle büyük bir aile ki birbirimizi gördükçe, birbirimize sarıldıkça daha güçlü olduğumuzu hissediyoruz. Rabbim bir ömür boyu birliğimizi, beraberliğimizi bozmasın inşallah.
Remzi ÖZKAN: Âmin hocam. Birliğiniz daim olsun. Nazar değmesin inşallah. Peki hocam, ortaokul birinci sınıfta eğitim hayatınızı bırakmak zorunda kaldınız. O günlerde içinizde kalan en büyük ukde neydi?
Ömer KIVRAK: Aydınlar İlkokulu’nu bitirdikten sonra Osmaniye şehir merkezindeki Cebeli Bereket Talebe Yurdu’nda kalıyordum. Yaz tatillerinde amcaoğullarım Bilal Kıvrak ve Bilal Kara abilerim orada lise hazırlık okuyorlardı. Bana çok destek oldular, yol gösterdiler, el verdiler. Daha sonra Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’na başladım.
Fakat yurt hayatı bana zor geldi. Ayrılmak istediğimi söylediğimde Bilal abilerim çok emek verdi, çok dil döktü ama ben yine de yurdu bıraktım. Hatta bir gün habersizce ayrıldım. Bana yaptıkları iyiliklerin kıymetini o gün tam anlayamadım. İçimde hâlâ bunun bir ukdesi vardır.
Yurttan ayrıldıktan sonra dayılarımla kiralık bir evde kalmaya başladım. Köyden şehre gelmişim; doğal olarak kendimi biraz serbest hissettim. O zamanlar şehrimizdeki bir atari salonu çok meşhurdu. Ben de oraya takılmaya başladım. Jetonlu atariler oynuyor, bazen okul saatlerini bile orada geçiriyordum. Sonra eve dönüyordum. Keşke hiç yapmasaydım dediğim şeylerden biridir.
Tabii devamsızlık arttı. Önce sınıfta kaldım, sonra da okuldan uzaklaştırıldım. Dayılarımın nasihatleri de boşa gitmiş oldu. Bu da içimde kalan büyük bir ukdeye dönüştü.
Çünkü okul arkadaşlığı, sıra arkadaşlığı çok başka bir şeydir. O kadar narin, o kadar kıymetli anılar ki… Hatta ilkokul numaram bile bugün gibi aklımdadır. Okuyamamanın eksikliğini hayatım boyunca hissettim. Belki okusaydım daha farklı bir konumda olabilirdim diye düşünürüm her zaman.
Bu yüzden bugün herkese şunu söylüyorum: Hiç kimse okumaktan geri kalmasın. Eğitim, insanın hayatındaki en büyük değerlerden biridir.
Remzi ÖZKAN: “Benim okulum hayat oldu.” diyorsunuz. Hayatın size öğrettiği en unutulmaz ders hangisidir?
Ömer KIVRAK: Evet, benim gerçek okulum hayat oldu. Okuldan ayrıldıktan sonra küçük yaşta gurbet yollarına düştüm. Çalıştım, mücadele ettim. Annesizliğin, babasızlığın ve gurbette olmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğrendim.
Çok zaman oldu; köşelerde tek başıma oturup ağladım. Yalnızlığı da yaşadım, belirsizliği de… Hayatın zorluklarını adım adım, düşe kalka öğrendim.
Öyle günler, öyle meseleler gördüm ki her biri bana ayrı bir ders oldu. Ben okul sıralarında değil, hayatın içinde yaşayarak sınıf geçtim diyebilirim.
Bugün geldiğim noktada dönüp baktığımda, yaşadığım bütün zorlukların beni olgunlaştırdığını görüyorum. Hayat bana en ağır ama en değerli dersleri verdi.
Remzi ÖZKAN: Sabah ezanıyla başlayan emek dolu yaşamınız, yazılarınıza ve aforizmalarınıza nasıl yansıyor? Yaşanmışlıkları mı konu alıyorsunuz, yoksa yazılarınız o anki duruma göre mi şekilleniyor?
Ömer KIVRAK: Sabah saatlerinde bana çok güzel ilhamlar geliyor. Özellikle aforizma tarzı kısa ve anlamlı sözler o anlarda zihnimde kendiliğinden oluşuyor. Hele bir de hayvan otlatırken, yani çobanlık yaparken… Sabahın erken vaktinde o tepeciklerden güneşin doğuşunu seyretmek bambaşka bir duygu veriyor.
Bazen o anları videoya alıyorum. Çünkü doğanın içinde öyle güçlü bir ilham kaynağı oluşuyor ki insanın içinden sözler adeta kendiliğinden dökülüyor. Kısa kısa, derin anlamlar taşıyan cümleler geliyor aklıma.
Ben aslında yaşanmışlıkları anlatıyorum. Çünkü her yaşanmışlık, insanın içinde tekrar tekrar yankılanan duygular bırakıyor. Zamanın akışına, yaşanan durumlara ve insanın ruh hâline göre ilham da kendiliğinden doğuyor.
Bazen bir güneş doğuşu, bazen sessiz bir tepe, bazen de yalnız bir çobanlık anı; insana sayfalar dolusu söz söyletebiliyor.
Remzi ÖZKAN: Büyük bir cesaret göstererek, hele hele birçok derginin yayın hayatına son verdiği bir dönemde Aydınlar Dergisi’ni çıkardınız. Bu dergiyi çıkarma amacınız neydi ve bu derginin sizin için manevi anlamı nedir?
Ömer KIVRAK: Evet, bugünlerde bilhassa sosyal medya kullanımının çok yaygın olması nedeniyle insanlar daha çok görsele ve sosyal medyadaki takiplere yöneliyor. Bu yüzden matbu eserler piyasada zorlanıyor; hatta neredeyse unutulmaya başlayan bir kültür hâline geliyor.
Ben ise doğal olan her şeyi değerli görüyorum. Ne kadar sosyal medyada, Google’da ya da internette paylaşımlarımız olsa da matbu eserlerin devam etmesini istiyorum. Çünkü kitap yapraklarının kokusu insana bambaşka bir şevk veriyor.
Bir kitabın sayfa sayfa bir arada olması, insanların fotoğraflarını ve duygularını aynı çatı altında toplaması bana bir aileyi hatırlatıyor. Sanki bir evin içinde paylaşılmış anılar gibi… Bu yüzden böyle bir düşünceye gönül verdim.
Maliyetli oluyor mu? Evet, oluyor. Ama gönül verdiğimiz insanların duygularını ve düşüncelerini bir kitapçık hâlinde birleştirmek bana daha anlamlı, daha kıymetli geliyor. Bunun mutluluğunu hep birlikte yaşayacağımıza inanıyorum. Çünkü manevi değerinin çok yüksek olduğuna inanıyorum.
Remzi ÖZKAN: Dört çocuk babası olarak çocuklarınıza hayat hakkında vermek istediğiniz en önemli öğüt nedir?
Ömer KIVRAK: Her yavru, her çocuk; bizler de dâhil olmak üzere anne ve babalara Rabbim tarafından verilmiş birer emanettir. Onları güzel şekilde yönlendirmek, iyi işlerle yetiştirmek her annenin ve her babanın görevidir diye düşünüyorum.
Benim iki kız, iki erkek evladım var. Allah bağışlasın. Rabbim hiçbir anne babaya evlat acısı göstermesin.
Evlatlarıma vermek istediğim en büyük öğüt şudur:
Yalan, kesinlikle sonu olmayan bir yoldur. Çocuklarıma her zaman derim ki; hatalar da yapabilirsiniz, yanlışlar da olabilir, insan heveslerine de yenilebilir. Çünkü düşmez kalkmaz bir tek Rabbimdir. Ama ne olursa olsun, yalanı hiçbir zaman ağzınıza yaklaştırmayın.
Vicdanınızı da hiçbir zaman gönlünüzden eksik etmeyin. İyiliği ise kimseden esirgemeyin. Evlatlarıma vereceğim en güzel öğüt; büyüklerine saygılı, küçüklerine karşı ise sevgi dolu olmalarıdır.
Remzi ÖZKAN: “İnsanın gerçek gücü, düştüğü yerden yeniden kalkabilmesidir.” sözünüzü doğuran yaşanmışlık nedir?
Ömer KIVRAK: İnsan hayatının mayasında düşmek de vardır, düştükten sonra yeniden kalkmak da… Hatta kalktıktan sonra tekrar düşebileceğini bilerek yaşamak gerekir. Çünkü hayat, mücadeleyi bırakmadan yürünecek bir yoldur.
Hiçbir zaman savaşı, mücadeleyi terk etmemek lazım. Her şeyin başı inançtır. İnsan, inancıyla ayakta kalır ve yine inancıyla yoluna devam eder.
Hayatta çok düşüp yeniden ayağa kalkan insanlar gördüm. Bir de dimdik ayaktayken bir anda düşüp kaybolanları… İşte bu yüzden insanın ne düştüğünde umudunu kaybetmesi gerekir ne de ayaktayken kendini sonsuz sanması.
Derler ya; ilmin başı sabırdır. Sabırla sonucu beklemek, bir gün düştüğü yerden yeniden kalkacağını bilerek mücadele etmektir.
Remzi ÖZKAN: Sanıyorum bulunduğunuz bölgede edebiyatla ilgili çeşitli şölenler de gerçekleştiriyorsunuz. Bu etkinliklerin içeriğinden de bahseder misiniz biraz?
Ömer KIVRAK: Evet, Aydınlar Dergisi; kırsal bir mahallenin içinden çıkan, gönülden doğmuş bir dergidir. Benim yakınımda ve çevremde kitap okumayı seven, şairlik ve yazarlık gibi değerleri bilen insan sayısı çok azdı. Bu yüzden kendi mahallemizde, özellikle Düziçi’mizin unutulmaz duayeni Karacaoğlan kültürüne yakın durarak; yine Çukurova’nın unutulmaz değeri Yaşar Kemal gibi nice yazarların izinden gitmeye çalışıyoruz.
Bizler; sazlı, sözlü, şiirli etkinliklerle Anneler Günü’nü, Kadınlar Günü’nü ve kuruluş yıl dönümlerimizi çevremize tanıtıyor, insanlarımızı bir araya getiriyoruz. Çünkü istiyoruz ki gençlerimizin elleri kötü alışkanlıklara değil, kaleme uzansın. Sözleri sevgi dolu olsun, birbirlerine kırgınlık değil kardeşlik taşısınlar.
Bu yüzden çevremizde kültürel şölenler düzenliyoruz. İnşallah yeni yetişen gençliğimize de bu değerleri en güzel şekilde aşılayabiliriz.
Remzi ÖZKAN: O kadar güzel bir yüreğiniz var ki bu güzelliği yaptığınız işlere de yansıtıyorsunuz. Mesela tekrar dergiye dönecek olursak, büyük bir emeğin karşılığı olan Aydınlar Dergisi çıkıyor karşımıza. Edebiyatseverlere önemle tavsiye edebileceğim bir dergi. Dergide ortaya koyduğunuz işlerle birçok yüreğe, birçok insana dokunuyorsunuz. Başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum. Bu dergiyi edinmek isteyenler, Aydınlar Dergisi’ne nasıl ulaşabilecekler?
Ömer KIVRAK: Aydınlar Dergisi’ne şu anda Google üzerinden ulaşmak mümkündür. Ayrıca Aydınlar Kültür Sanat Dergisi Instagram sayfamız, Facebook hesabımız ve birebir iletişim için WhatsApp numaramız da mevcuttur.
Dergimizin kuruluşunun üzerinden bir yıl geçmesine rağmen henüz bir satış sitesi oluşturmadık. Çünkü şu aşamada önceliğimiz maddiyat değil, gönülleri fethetmektir. İnsanların ruhlarına ve duygularına dokunmayı, kalpten bir bağ kurmayı daha değerli görüyoruz.
Elbette bunun bir emeği, bir bedeli oluyor. Verilen emeklerin de zamanla bir karşılığı olması gerekiyor. Bu nedenle yakın zamanda satış sitemizi de açmayı düşünüyoruz. Şimdilik Google üzerinden ve birebir WhatsApp aracılığıyla sipariş kabul ediyoruz. Böylece okuyucularımızla daha samimi bir iletişim kurabiliyor, gönlümüze göre yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Çünkü okuyucularımız varsa biz varız. Onların desteği ve sevgisiyle ayakta duruyoruz. İnşallah ilerleyen zamanlarda abonelik sistemimizi de başlatarak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz.
Remzi ÖZKAN: Değerli hocam, eklemek istediğiniz bir konu var mı? Gençlerimize gerek edebiyatla ilgili gerekse hayatla ilgili derin tecrübelerinize dayanarak neler tavsiye edersiniz? Sizden bir aforizma ile röportajımıza son verelim. Katıldığınız, vakit ayırdığınız için ben şahsım ve ekibim adına çok teşekkür ediyorum. Ayrıca Aydınlar Dergisi’ni ayakta tutmak adına sizlere destek verenlere, çaba gösterenlere selamlar olsun. İnşallah güzel ülkemin bir köşesinde yine yolumuzun kesişmesi dileğiyle…
Ömer KIVRAK: Gençlerimize saygı duyuyor, onların önünde bir ağabeyleri, bir amcaları, bir dayıları ve kardeşleri olarak sevgiyle eğiliyorum.
Son günlerde ne yazık ki çok yanlış olaylar yaşanıyor, kırıcı ve incitici sözler söyleniyor. Anneye, babaya, eşe dosta karşı saygı çerçevesinin dışına çıkan davranışlar görüyoruz. Ancak bütün bunları gençlerimize yüklememek gerekir. Çünkü büyüklerin de büyük gibi davranması, küçüklerine nasıl bir gelecek ve nasıl bir nasihat bırakacağını düşünmesi gerekir.
Benim en büyük temennim; gençlerimizin ellerinin kötü alışkanlıklara değil, daima kaleme uzanmasıdır. Güzel sözler yazsınlar, güzel yerlerde güzel işler yapsınlar istiyorum.
Bu röportajda bana zaman ayırıp duygularımı dile getirmeme vesile olduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum.
“Estağfurullah üstadım, asıl biz size teşekkür ederiz. Sizin ışığınızla bizler de aydınlanıyoruz. Sizlerin açtığı yolda yürümeye çalışan gençleriz. İnşallah sizlerden sonra; sizin gibi doğru, dürüst, vatansever ve insan sevgisi taşıyan bireyler olarak bu yolu devam ettirmek istiyoruz.
Çok teşekkür ederim. Hayırlı günler diliyorum. Osmaniye’deki evimizin, kapımızın sizlere her zaman açık olduğunu bilmenizi isterim. Saygı ve sevgilerimle…”
“Kalbinle gülemediğin hiçbir başarı sana mutluluk vermez.”





