Mavi gökte beyaz izler: Bulutların hikâyesi
Sabah evden çıkarken başımızı kaldırıp baktığımız gökyüzü bazen masmavi, bazen pamuk gibi beyaz, bazen de kurşuni bir örtüyle kaplıdır.
Bulutların hikâyesi yeryüzünde başlar. Güneş, denizleri, gölleri, nehirleri ve toprağı ısıtır. Isınan su buharlaşarak görünmez bir gaz haline gelir ve atmosfere yükselir. Yalnızca su yüzeyleri değil; bitkiler de “terleme” yoluyla havaya nem bırakır. Böylece atmosfer su buharıyla dolmaya başlar.
Sıcak hava hafiftir ve yükselir. Yükseldikçe çevresindeki hava basıncı azalır, bu da havanın soğumasına yol açar. Soğuyan hava, içindeki su buharını artık gaz halinde tutamaz. İşte bu noktada yoğunlaşma başlar.
Su buharı, havadaki çok küçük toz parçacıklarının ya da tuz kristallerinin etrafında toplanarak minik su damlacıklarına dönüşür. Bu damlacıklar bir araya geldiğinde gözle görebildiğimiz bulutları oluşturur.
Bulutlar hafif ve yumuşak görünse de aslında milyonlarca küçük su damlasından ya da buz kristalinden oluşur. Yükseklerdeki bulutlarda sıcaklık çok düşük olduğu için su damlacıkları donar ve buz kristallerine dönüşür.
Bulutların şekli ise rüzgârın yönüne, sıcaklık farklarına ve nem oranına bağlı olarak değişir. Bu yüzden kimi zaman ince bir tül gibi, kimi zaman dev bir dağ silsilesi gibi görünürler.
Bulutların içindeki damlacıklar büyüyüp ağırlaştığında yerçekimine yenik düşer. Eğer hava yeterince soğuksa kar veya dolu; daha ılıksa yağmur olarak yeryüzüne iner. Böylece su döngüsü tamamlanır ve yeniden başlar.
Bakmadan Geçme