Arslan: Cemaat bugün dünyevileşmiştir

Arslan: "Cemaat bugün dünyevileşmiştir"

Çarşamba Mustafa Kemal Güneşdoğdu Yerleşkesi’nde bulunan OMÜ İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Arslan’dan "Dini Gruplar ve Siyaset - Yeni Asya" adıyla kitaplaşan doktora tezi hakkında çarpıcı açıklamalar...

A+A-

Çarşamba Mustafa Kemal Güneşdoğdu Yerleşkesi’nde bulunan OMÜ İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı, Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi, siyaset bilimi ve siyasi tarih hocası Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Arslan’dan "Dini Gruplar ve Siyaset - Yeni Asya" adıyla kitaplaşan doktora tezi hakkında çarpıcı açıklamalar Arslan kitabında "Nurculuğun kurucusu Said Nursi’nin hayatının üç evresindeki siyasete bakış açısı, Nur Cemaati’nin ana kolu olan Yeni Asya Grubu’nun tarihi geçmişi, yapılanması, bölünmelerle zayıflaması, askeri darbelere bakışı, siyasi görüşleri ve genel seçimler üzerinden siyasetle ilişkileri hakkında bilgiler aktarıldığını ve bunların siyaset bilimi kavramlarıyla analiz edildiğini" söyledi.

Son günlerde Hükümet ile Gülen Cemaati arasında “paralel yapı” tartışmaları sürerken Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Erol Şeker, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Arslan’a "Dini Gruplar ve Siyaset - Yeni Asya" kitabıyla ilgili dikkat çeken noktalar hakkında sorular yöneltti. Arslan,  Yazı İşleri Müdürümüz Şeker’e kitabı hakkında yaptığı açıklamasında elde ettiği çarpıcı bulgulardan bahsetti ve Nur Cemaati'nin ana kolu olarak yoluna devam eden Yeni Asya Grubu'nun siyasetle ilişkisini irdelediğini ifade etti. Arslan, kitabın bu açılardan Said Nursi’nin siyasi mirası üzerinden özelde Yeni Asya Grubu’nun ancak genelde ise Nur Cemaati’nin belli başlı diğer gruplarının da siyaseten hareket tarzlarını içermesi ve Demirel-Nurcular ilişkisini deşifre etmesi bakımından bir ilk olma özelliği taşıdığını belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Arslan, zaman içinde çeşitli sebeplerle yaşadığı bölünmelerle güç kaybeden Yeni Asya Grubu’nun, siyasete ve askeri müdahalelere bakışı açısından Nur Cemaatinin diğer gruplarından bariz şekilde ayrıldığını ifade ederek, bu grubun Said Nursi’nin “demokrat misyon” ve “müspet hareket” prensiplerini katı bir şekilde sürdürdüğünü söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bildiğiniz gibi Said Nursi Demokrat Parti kurulunca ehven-i şer (kötünün iyisi) tabirini kullanarak CHP’ye karşı demokrat misyonun temsilcisi olarak gördüğü DP’ye oy vermiş ve talebelerini de DP’ye oy vermeye çağırmıştır. İşte bu prensip Yeni Asya tarafından, çizgi hiç değiştirilmeden, katı bir şekilde sürdürülmüştür. Said Nursi’nin ve talebelerinin DP’ye oy vermeleri de daha sonra 1960 darbesinin gerekçelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi.

Arslan, Nurculuğun ana kolu olan Yeni Asya’dan kopmaların başlıca sebepleri arasında siyasetin ve liderlik beklentilerinin etkin olduğunu zikretmektedir. Arslan bu konuda şunları söyledi: “Said Nursi’den sonra cemaatin önde gelenlerinin bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerine dair yaptıkları toplantılarda konuştukları konuların arasında siyasi parti kurup kuramayacakları tartışması vardır. Bakıldığında bu konu yani siyasi parti kurma tartışması bir dini cemaatin asıl işlevleri arasında değildir. Ancak bu tartışılmıştır. Ve son günlerde yine gündemdedir.”

Ana gövdeden kopan başlıca gruplar olarak Sakarya Grubu, Fethullah Gülen Grubu ve Mehmet Kırkıncı Grubu gibi grupları sayan Arslan, özellikle Fethullah Gülen Grubuyla ilgili çarpıcı bilgiler verdi. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Arslan: "Yeni Asya Cemaati tarafından Nurcu olduğuna kuşkuyla karşılanan Fethullah Gülen,  kendine has bir hareket çizgisi geliştirmiş ve siyaseten de tek tip bir çizgi yerine, daha doğrusu Said Nursi’nin demokrat misyon prensibi yerine, kendine göre bir siyasi çizgi takip etmiş ve genelde iktidar partilerine oy vermiştir. Bu yöntemle de cemaatini güçlendirmiştir. Ayrıca Fethullah Gülen, kendi cemaatini ana gövdeden ayırırken karşı tarafa yaptığı en büyük eleştirilerden biri, cemaatin çok fazla siyasete karıştığı, tabiri caizse siyasetle yatıp siyasetle kalktığı ve cemaatin Demirel’in bir şubesi haline getirildiği yönündeydi. Bu açıdan baktığımızda Gülen’in dün geleneksel yapıya getirdiği eleştirel tavra kendisinin ve cemaatinin düştüğü yönündedir. Yani dün siyasete çok bulaşmakla eleştirdiği karşı tarafın yerini almış, siyasetle iktidar paylaşımı yapacak kadar uğraşır bir hale gelmiştir.” şeklinde sözlerini sürdürmüştür.

 

arslann.jpg

Yazı İşleri Müdürümüz Şeker’in Fethullah Gülen’in dini ikinci plana itip itmediği ve son günlerdeki tartışmaların temel sebebinin ne olduğu şeklindeki sorularını ise doyurucu bilgilerle cevaplayan Arslan bu konularda şunları aktardı: “Fethullah Gülen hoca bugün dini ikinci plana itmedi, itmiş olsa o zaman kendisiyle çelişmiş olur. Çünkü Gülen, hizmet anlayışıyla yola çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığında vaizlik yapmış, medresede yetişmiş ve iyi bir din eğitimi almış bir hocadır. Hatipliği de vardır. Vaazlarıyla geniş kitleleri etkilemesi bunun bir tezahürüdür. Ancak son günlerde revaçta olan tartışmalara bakarak Hizmet Hareketiyle ilgili kanaatimiz hareketin dünyevileştiği yönündedir. İslami literatürden hareket ederek açıklarsak; biliyorsunuz dinimize göre veren el alan elden üstündür. Yine dinimizde,  sizin için ikincisi/sonuncusu (ahiret) birincisinden (dünyadan) daha hayırlıdır ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın, prensipleri vardır. Yani din bir denge va’zetmektedir. Realiteye bakarsak dünyevileşmenin bir tezahürü görülmekte, denge dünya yönünde ağır basmaktadır. Bugün Hizmet Hareketine ait özel üniversiteler, dershaneler, özel okullar, bankacılık ve medya sektörü vb. faaliyet alanları hareketin küresel çapta dev bir ticari müesseseye dönüştüğünün işaretlerini taşımaktadır. Özellikle eğitim alanındaki fiyatları normal piyasa şartlarından aşağıda değildir. Hâlbuki veren el olma bunun tersini gerektirir. Hareketin bir ekol olarak dünya çapında okulları vardır ve ülkemizin tanıtımına katkı yapmaktadır.  Ancak bu okulların bulunduğu ülkelerle gerek doğrudan ya da bu harekete gönül verenlerin ticari ilişkilerinin olması küresel sermayenin etki alanına girilmesi sonucunu da doğurduğu bir gerçektir. Bir reklam vardır, kontrolsüz güç güç değildir, şeklinde. Hareketin çok büyümesi, kontrolünü de zorlaştırmaktadır. İçinde kimin olup olmadığını, hangi niyeti taşıdığını bilemiyorsunuz. Bu sebeple amaçlanan hedeften farklı yerlere evrilmeniz, başka mecralara sürüklenmeniz muhtemeldir. Yaşanan sıkıntının kaynaklarından birisi de bundandır. Derslerimizde öğrencilere oligarşik yapıdan bahsediyoruz. Bugün sadece Gülen Cemaatiyle alakalı değil, diğer cemaatlere baktığınız zaman cemaat liderlerine karşı çıkmanız mümkün değildir. Lidere muhalefet etmeniz, hayır deme lüksünüz yoktur. Çünkü cemaat terbiyesi, töresi buna izin vermez. Aslında cemaatler, tarikatlar Türkiye’de bundan 10-15 yıl ya da AK Parti iktidarından önce neredeyse birer tabuydu, gün yüzüne pek çıkmazlardı. Bu arada cemaatlerle, tarikatları birbirinden ayırmak gerekir. Tarikatlarda bir lider vardır ve lider vefat ettikten sonra yerine geçecek kişi bellidir. Orada çok fazla dalgalanma olmaz. Ama cemaatlere baktığımız zaman böyle bir durum söz konusu değildir. Mesela merhum Said Nursi’den sonra cemaat bir tane daha Said Nursi çıkartamamıştır. Said Nursi’den sonra cemaat bütünlüğünü koruyamadı, zaman içinde parçalandı. Cemaatlerin ve tarikatların Türkiye’de artık gün yüzüne çıkmalarında AK Parti iktidarının politikaları kadar CHP’nin siyasi tavrını değiştirmesinin de katkısı vardır. Özellikle artık başörtülü vekillerimizin meclise girebilmelerinde CHP’nin siyasi tavrının değiştirmesinin daha önce yaşanan tartışmaları önlediği açıktır. Kısacası bir Merve Kavakçı olayı tekrar yaşanmadı. Ancak burada bir hatırlatma yapmak istiyorum. Yıllarca irtica tehdidiyle yatıp kalktığımız, laiklik kavramı etrafında keskin kutuplaşmaların yaşandığı dönemlerde, özellikle irtica tehdidiyle alakalı pek çok kitap yazıldı ve topluma bir hayli korku empoze edildi. Acaba şimdi bu kitapların, bu çalışmaların bir hükmü kaldı mı? Bu bir başka tartışma konusudur. İşte siyaset dediğimiz şey de her zaman tartışmalı bir konudur. Biz siyaseti tanımlarken ünlü düşünürlerin sözlerine yer veriyoruz. Siyasetin de belirli kalıpları var. Siyasete baktığınız zaman iki ucu sivri bıçak üzerinde yürümek gibidir diyoruz. Bir tarafta çatışma varken diğer tarafta da uzlaşma var. Bugün cemaatlerin ya da tarikatların kitleleri nasıl yönlendirdiklerinin ve kitleleri nasıl etkilediklerinin arka planında yatan temel sebepleri iyi analiz etmek gerekmektedir. İnsanlar dini bir cemaate mensup olmayı niçin ister ya da dini bir cemaate gitme ihtiyacını niye hisseder? Bu sorunun cevabının iyi araştırılması gerekmektedir. Yine kitabımızdan hareketle konumuza dönersek, Said Nursi’nin hiçbir zaman devlet düşmanlığı yapmadığı, devleti ele geçirme gibi bir projenin olmadığını belirttik. Ama Said Nursi’nin kendisinin birinci Said dönemi olarak nitelediği dönemde siyasetle yatıp siyasetle kalktığı, Cumhuriyetin ilanıyla başlayan tek parti iktidarına denk gelen İkinci Said döneminde ‘Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ söylemiyle siyasetten uzak durmaya çalıştığı ve DP’nin kurulmasından itibaren de Üçüncü Said dönemi olarak nitelendirilen hayat kesitinde demokrat misyon ve ehven-i şer düsturlarından hareketle DP’yi desteklediği ele aldığımız konulardandır. Said Nursi tek parti döneminde hapislerle, sürgünlerle dolu bir hayat yaşamasına rağmen kendisine eziyet edenlere bırakın beddua etmeyi, buğz bile etmemiş üstelik hakkını da helal etmiştir. İşte geleneksel yapıya baktığımızda miras olarak karşımıza bu anlayış çıkmaktadır. Bu miras üzerinden Fethullah Gülen Hoca’ya bakarsak, ana gövdeden koparken siyasetle hareket etmekle suçladıklarının durumuna düşmüş, iktidar paylaşımına girişmiştir. Kabul edilmese de ya da başka tarafa çekilse de yaptığı beddua, Hizmet Hareketinin birçok mensubu kadar harekete sempatiyle bakanları yaralamıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi Nur Cemaati içinden ikinci bir Said Nursi çıkmadığı gibi bugün Fethullah Gülen Hoca’nın varlığıyla kaim olan Hizmet Hareketinden ikinci bir Fethullah Gülen’in çıkması da muhtemel değildir. Baktığınız zaman cemaatin son tartışmalardaki amacının, yola çıkış tarzına uygun olmayan bir anlayışla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmadan bir Türkiye inşa etmek planı üzerine kurgulandığı yolundadır. Ama o amaca şu an için ulaşılamadı. Millet hakem olarak tercihini yaptı. Fakat mücadele devam ediyor. Ancak unutmamak gerekir ki siyasi mücadeleye girişmek bir cemaatin asli fonksiyonu değildir ve bilmediği, asli işlevinin dışındaki bir alanda başarı kazanması mümkün görünmemektedir. Bugün için başarı kazansa bile uzun vadede bunu sürdürmesi imkânsızdır.  Siyasi iktidarla kavga etmek ya da siyasete yön vermeye çalışmak hiçbir cemaatin kuruluş amacı değildir.  Yola çıkış tarzı değildir ve kendisiyle çelişmesidir. Hizmet dediğimiz hareket bugün ekolleşmiş dünya çapında, küresel çaptadır. Türkiye’dekiler hariç, yaklaşık 200 ülkede okulu bulunmaktadır. Bu açıdan şöyle söyleyeyim; Said Nursi’nin en büyük hülyalarından birisi Medresetü’z-Zehra projesiydi. Mısır’daki Ezher Üniversitesi gibi bir yapılanmanın peşindeydi. Fethullah Gülen’in dünya çapında açtığı okullar, bu hülyanın gerçekleşmesi olarak değerlendirilmektedir. Tabi tartışmalar devam ediyor ve edecek gözüküyor. Dünyevileşme dediğimiz andan itibaren işin içine ticari ilişkiler girince asıl fonksiyonunuzdan uzaklaşıyorsunuz. O zaman da kılıçlar çekilir, akıldan ziyade tercihler ve hırslar ön plana geçer ve ucu bucağı görünmeyen ve hiçbir zaman bitmeyecek bir tartışmalar girdabına sürüklenirsiniz. Geriye dönüp baktığınızda da amaç neydi nereye varıldı kestiremezsiniz." 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.